GÜNCELSİNEMAYA DAİR

Bu Sandık Bize: Dilsiz’in Dile Gelişi

  • Cemal Şakar (Editör), Dilsiz’in Dile Gelişi, İstanbul: Albaraka Yayınları, 2021, 200 s.

Dilsiz (2019), vizyona girişinden epey önce pek çok kişiyi heyecanlandırmıştı. 2018’in kışında Dilsiz’in senaryosunu okuduğumda bu heyecanı duyan ilk kişilerden biri olduğuma eminim. Senaryonun hazır edilmesi ile filmin perdeye düşmesi arasındaki neredeyse iki yıllık süreçte neler olup bittiği ise benim için muammaydı. Ta ki Dilsiz’in Dile Gelişi’ni okuyana kadar. Cemal Şakar’ın editörlüğünde hazırlanan kitap; senaryo hazırlığından çekim sürecine, oyuncu seçimlerinden sanat yönetimine kadar genişleyen bir zeminde filmin serüvenini ve dahası Dilsiz’in sinema dili ve biçimi anlamında tekabül ettiği yeri değerlendiren yazıları bir araya getiriyor. Ayrıca senaryoya ve set fotoğraflarına yer verilmesi kitabı zenginleştirirken okurların da hem fikrî hem görsel atıfları birbirleriyle alakaları içerisinde değerlendirmesine imkan tanıyor.

Senaryo bölümü dışarıda tutulursa kitabın içeriği kabaca dört ana odak etrafında şekillendirilmiş: Yönetmenin yarı günlük-yarı kişisel notlar şeklinde kaleme aldığı çekim notları ve değerlendirmeleri, filmi daha geniş bir kültürel bağlama taşıyarak çözümleyen yazılar, oyuncular ve senaristler ile yapılan röportajlar ve son olarak Dilsiz’e dair çeşitli platformlarda yer almış başlıca değerlendirme yazıları yer alıyor.

Murat Pay, kaleme aldığı bölümlerde hat sanatı üzerine bir film yapma fikrinin nasıl doğduğunu ve şekillendiğini, Dilsiz’in olgunlaşma aşamalarını oldukça samimi bir üslupla aktarıyor. Kişisel muhasebesini yaparken ve “takıldığı” noktalara değinirken bu öznel deneyimleri aynı zamanda sinemaya, yönetmenliğe ilgi duyan kişilerin üzerine düşünecekleri meseleler mahiyetinde ortaya koyuyor. Bu meseleler yönetmen olmanın anlamı, ne için film yapıldığı, gelenek ile kurulan bağın niteliği gibi temel sorular olduğu gibi filmin duygu bütünlüğünün yakalanmasına dair, birkaç sahnenin görsel çözümlemesi üzerine düşünceleri de içeriyor. Özelde Dilsiz’in genelde ise film yapma pratiğinin teknik ve hissî/manevî boyutlarına kapı aralayan bu muhasebeler okuyucuyu filmin dünyasına birkaç adım daha yaklaştırıyor.

Dilsiz’i daha geniş bir kültürel bağlama daha doğrusu işaret ettiği anlam zeminine taşıyarak o dünyanın imge ve sembolleri aracılığıyla çözümleyen yazılar kitapla aynı ismi taşıyan “Dilsiz’in Dile Gelişi” başlığı altında yer alıyor. Tahir’in dediği gibi “Hat kat kat.” Hüsn-i hattın film diline aktarılan zengin katmanları tekrar bir çözümlemeye tabi tutularak yazı diline aktarılıyor ve önümüzde seriliyor. Bölümdeki ilk yazı Zeynep Gemuhluoğlu’na ait “Rabbi Yessir’i Geçmek.” Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’undaki bir kıssa ile Çinli ressamlar ile Rumi ressamlar arasındaki bir müsabakadan hareketle aşk, sûret, hakikat, perde ve ayna gibi pek çok metaforun Dilsiz’e yansımalarını ele alan yazar filmin belli başlı unsurlarını açımlıyor. Bir noktadan sonra ise yoğun bir şekilde atıfta bulunduğu sûfî gelenekte belirli anlam derinliklerine sahip tabir, rüya, vücûd, ihsan, ubûr gibi kelimelerin karşısına Batılı düşünce biçimini/dünyasını koyarak bu ikisi arasındaki farkların altının çizilmesi yazının amacını unutturabiliyor okuyucuya. Buna rağmen, kavramlar arası bağlantıları sıkı bir şekilde örmüş olması yazının sonunda taşların yerli yerine oturmasını mümkün kılıyor.  

Hüseyin Etil “Türk Sinemasının Yeni Dil Arayışı: Dilsiz” başlıklı yazısında Murat Pay’ın sinematografisini öncelikle kendi içinde kısaca analiz ettikten sonra yönetmenin sinemaya yaklaşımının Türk Sineması içinde konumlandırılması yönünde bir çabaya girişiyor. Gelenek ile modernite arasındaki kopuşun ortaya çıkardığı yabancılaştırıcı deneyim biçimini ve bunun sinemaya yansımasını oldukça ilginç bir şekilde ele alıyor. Benliği oluşturan unsurlar olarak değerlerin ve bilincin sürekli yeniden sorgulandığı, referans çerçevelerinin belirsizleştiği bir dünyada geleneğin “idealleri” ve “bütünlüğü” yönetmenin yeniden-edinilmesi gerektiğini savunduğu unsurlar olarak yorumlanıyor. Yazar bu tutumun sinema diline yansımasının hem estetik hem popülist rejimin dışına çıkma ve karakter inşa etmeye yönelme biçimlerinde olduğunu tartışıyor ve okuyucular için Türk Sineması’nın yönelimleri üzerine geniş bir düşünme alanı açıyor.

“Dilsiz Neden Dilsizliği Seçmiş Olabilir?” başlıklı yazıda İbrahim Ethem Ortaköy Dilsiz’in benimsenen olay örgüsü ve biçim itibariyle trajedi anlatısından farklılaştığını vurgulayarak bu tercihin nedeni üzerine gitmeyi seçiyor. Filmin, atıf yaptığı anlam dünyasına uygun bir üslûp olarak “susmayı ve işaret etmeyi” yeğlediği ve bunun bir “hâl metaforuna” dönüştüğü fikri ön plana çıkıyor. Tuba Deniz’in kaleme aldığı “Dilsiz’in Sembolik Dili” bu bölümdeki son yazı. Burada da filmin üzerine inşa edildiği klasik/geleneksel düşünce ekolüne referansla iyilik ve güzellik olguları aracılığıyla filmin kaostan ziyade “bütünlüğe ve âhenge” talip olan yapısı vurgulanıyor.

Yönetmen Murat Pay ve senaristlerden Selman Kılıçaslan ile film seyirci karşısına çıktıktan sonra gerçekleştirilen röportajlar hem vizyon deneyiminin hem de sürecin baştan sona değerlendirilmesini mümkün kıldıkları için kıymetli. Senaryonun alt katmanlarına nüfuz etmeyi sağlayan ve bir anlamda yönetmenin/senaristin duygu ve düşünce dünyasına bir girizgâh olan mülakatlarda Dilsiz’in mevcut film üretim yapılarının karşısında veya uzağında konumlandığı yineleniyor. Ana karakterler Mim Kemal Öke, Vildan Atasever ve Ozan Çelik’in röportajlarında ise oyuncuların film-karakter-hikâye üçgeninde Dilsiz’i nasıl deneyimledikleri gibi zevkli konuları okuma fırsatı elde ediyoruz. Erken bir eleştiri olarak; bu bölümde özellikle görüntü yönetmeni ve sanat yönetmeni başta olmak üzere set ekibinden başka kişilerle röportajlara yer verilmemiş olması önemli bir eksiklik benim gözümde.

Kitabın “Yankılar” başlıklı bölümünde Dilsiz için kaleme alınmış beş değerlendirme yer alıyor. Çevrimiçi erişilebilen bu yazılar her ne kadar değerli yorumlar ve bakış açılarını barındırsalar da kısaltmak uğruna çıkarılan uzun bölümler/paragraflar okuyucuda “kitap alelacele bitiriliyor” hissini uyandırıyor. Esasında yönetmenin de temel meselesini oluşturan “gelenek” kavramı merkeze alınarak yazılmış bu değerlendirmelerin matbu olarak bir arada bulunmaları kitabın hizmet ettiği amaca daha uygun bir tercih olurdu.   

Dilsiz’in Dile Gelişi, filmin vizyona girmeden yarattığı heyecanın iki sene sonrasına dahi yansıması. Sinemayla uzak veya yakın ilişkisi bulunan herkese hitap edebilecek bir kitap olmasının yanında filmin alt katmanlarını göstermeyi, barındırdığı göstergeleri açıklığa kavuşturmayı vadeden bir yapısı var. Sinemaya ilgi duyan herkesin merak ettiği konular olan; bir film nasıl çekilir, senaryo nasıl yazılır, sete nasıl hazırlanılır, oyuncularla nasıl iletişim kurulur gibi sorulara cevap bulunabilecek, bu konularda düşünce kapıları açan faydalı bir eser. Dilsiz üzerine çok fazla yazıldı ve konuşuldu fakat, editör Cemal Şakar’ın önsözünde de değindiği gibi, internet çağının gelip geçiciliği ve hızı karşısında bir kitaba sığdırılan bu hafıza bütün kalabilmenin ve elle tutulur bir şeylere sahip olmanın yöntemi olarak okunabilir. 

 

Bu kitabı Babil’den satın alabilirsiniz.

Bu kitabı Kitapyurdu’ndan satın alabilirsiniz.

Bu kitabı İdefix’ten satın alabilirsiniz.

Bu kitabı D&R’dan satın alabilirsiniz.

 

Umran KEMİKLİ

Sosyoloji öğrencisi sinemasever. Önceleri boş zaman eğlencesi olarak gördüğü sinemanın  sosyolojik ve politik katmanlarını lisans döneminde keşfetti. Şimdilerde ise sinemayı hayata ve insana dair soruların sorulduğu ve cevaplandığı bir alan olarak görüyor. Hangi cevapların sahici olduğunu anlamaya çalışıyor ve Günce'de yazarak kendi cevaplarını arıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

32  +    =  42

Başa dön tuşu