FİLM

Eskiyle Yeninin, Savaşla Barışın Ortasında

2011 tarihli animasyon filmi Tepedeki Ev’in (From Up on Poppy Hill) senaryosunu Hayao Miyazaki yazmış ve oğlu Gorō Miyazaki de yönetmenliğini yapmıştır. Film 1963 yılında, Japonya’nın liman kenti Yokohama’da geçmektedir. Filmin tarihi özellikle Tokyo Olimpiyatları’ndan bir yıl öncesi olarak seçilmiştir. Yönetmen Gorō Miyazaki bu dönemi savaş sonrası toparlanma dönemiyle sonraki yıllarda yaşanan hızlı ekonomik büyüme dönemi arasında bir boşluk olarak tanımlamaktadır. Hatta “kana bulanmış dönemle paralı dönem arasındaki sakin dönem” şeklinde özetlemeyi tercih etmektedir.[1] Dolayısıyla 60’lı yıllar, II. Dünya Savaşı yenilgisinin ardından modern Japonya’nın yeniden inşası ve 1964 Olimpiyat oyunlarına ev sahipliği üzerinden Japonya’nın kendini kanıtlama çabası anlamına gelmektedir. Öte yandan, yönetmenin de ifade ettiği gibi bir geçiş dönemi olarak da ele alınabilir. Savaştan yaklaşık yirmi yıl sonra barışın devam ettiği ama savaş hatırasının taze olduğu, savaşın izlerinin hem binalarda hem de insanlarda kaldığı bir dönem.

Umi denizci olan babasını bir mayın faciasında kaybetmiştir ancak babası hayattayken eve sağ salim dönmesi için göndere çektiği denizcilikte kullanılan işaret bayraklarını her sabah çekmeye devam eder. Annesiyse tıp fakültesinde profesördür ve bir süreliğine ABD’ye gitmiştir. Lise öğrencisi olan bu genç kız, bir yandan da annesinin yokluğunda hem kardeşlerinin hem de pansiyon olarak işlettikleri evlerinin sorumluluğunu üstlenmektedir. 

Umi okula gittiği bir gün, okul gazetesinde kendisinin çektiği bayraklarla ilgili bir şiir yazılmış olduğunu görür. Daha sonra öğreneceği üzere bu şiiri Shun yazmıştır. Shun babasının teknesinden Umi’nin bayraklarına karşılık verse de onun durduğu yerden bu bayraklar gözükmemektedir.

Umi öğrenci kulüplerinin ortak binası olarak kullanılan Quartier Latin’in yıkılmaması için kampanya başlatan öğrencilerin bir eylemine tanık olur. Bu eylemle birlikte de okul gazetesini çıkaran öğrencilerden Shun ile tanışır. Shun ve gazeteyi çıkaran öğrenciler gazetede Quartier Latin ile ilgili gelişmeleri yazmaktadır. Umi de okul gazetesi için yardım etmeye başlar.

Öğrenci kulüplerinin bir toplantısında Quartier Latin’in yıkılma meselesi tartışılmaktadır. Pek çok öğrenci bir salonda toplanmış ve sahnedeki öğrenciyi dinlemektedir. Bu öğrenci Japonya’nın yaklaşık yirmi yıldır barış içinde olduğunu ve olimpiyatların yapılacağını söyler. Artık Japonya için yeni bir dönem başlayacaktır ve eskinin kalıntıları üzerinde yeni bir toplum inşa edilmelidir. Bu öğrenci Quartier Latin’in yıkılarak yerine yeni bir kulüp binası yapılması gerektiğini savunmaktadır.

Bu bakış açısı aslında dönemin Tokyo’sunun ve belki de Japonya’sının genel havasını yansıtmaktadır. Olimpiyatlar sayesinde tüm dünya Japonya’nın artık militarist bir rejimle yönetilmediğini ve barışçıl bir demokrasi olduğunu görecektir. Bu da ancak eski düzenin kalıntılarının ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşebilecektir. Olimpiyatlar öncesindeki birkaç yıl boyunca binlerce yeni bina, beş yıldızlı otel ve otoyol inşa edilmiştir. Bugün Japonya için sıradan hale gelen hızlı trenlerin ilki de aynı dönem Tokyo-Osaka arasında sefere başlamıştır. Olimpiyatlar başladığı zaman ise Tokyo’nun her yanında yeni bir bina göze çarpmaktadır.[2]

Öte yandan, yeni bir döneme başlamak için eskinin izlerinin silinmesi gerektiği konusunda herkes hemfikir değildir. Shun sahnedeki öğrenciye itiraz ederek sahneye atlar ve konuşmaya başlar: “Eskidi diye yıkalım diyorsanız sizde bir sorun var. Eski şeyi yıkmak geçmişin hatırasını silmekle aynı değil mi? Bizden önce yaşayıp ölmüş olan insanlar umrunuzda değil mi? Sadece yeni şeyler inşa edip duran, tarihe dönüp bakmayan sizlerin geleceği var mı?”

Umi okul gazetesi için yardım ederken Shun ile yakınlaşır ve pansiyonda kalan hanımlardan biri için verilen veda yemeğine Shun’u da davet eder, ona evi gezdirip evin tarihçesinden bahseder. Burası Quartier Latin ile aynı dönemde, 20. yüzyılın başlarında hastane olarak inşa edilmiştir. Ev, Umi’nin doktor olan büyük dedesinden kalmıştır ve aradan geçen yıllara rağmen çok iyi durumdadır. Bu ev de aslında Quartier Latin gibi kısmen Batı mimarisiyle inşa edilmiş ilk binalardan biridir. Umi’nin büyükannesi ise geleneksel Japon mimarisini yansıtan yan taraftaki ahşap evde kalmaktadır. Bu ev ve aile bir bakıma eskinin ve yeninin bir arada yaşayabildiğini göstermektedir. Umi büyükannesine bir şey danışmak istediğinde iki evi birbirine bağlayan bir koridordan geçerek eski eve gider. 

Shun’un ziyareti esnasında Umi ona bayrak direğinden ve neden her gün işaret bayraklarını çektiğinden bahseder. Denizci olan babasının Kore Savaşı sırasında öldüğünü anlatarak babasının eski resimlerinden birini Shun’a gösterir. Shun bu resmi görünce çok şaşırır ve daha sonra onda da aynı resmin olduğu görülür. Kendisine asıl babasının Umi’nin babası olduğu  söylenmiştir. Kardeş olduklarını düşündükleri için birbirlerine mesafeli davranmaya başlarlar. 

Aynı zamanlarda, Umi’nin önerisiyle okuldan pek çok öğrenci Quartier Latin’i temizlemiş ve yenilemiştir. Ancak okulun yönetim kurulu binanın yıkılma kararından vazgeçmez. Bu durumda Shun, Umi ve öğrenci kurulu başkanı Shirō, okulun yönetim kurulu başkanıyla görüşmeye Tokyo’ya giderler. Bu seyahat sırasında her yerde 1964 Tokyo Olimpiyatları panoları ve ilanları göze çarpar. Aynı zamanda şehrin pek çok yerinde inşaat vinçleri ve yol yapım çalışmaları da dikkat çekmektedir.

Görüşmede Umi Quartier Latin’i temizlediklerinden ve binayı çok sevdikleri için yıkılmasını istemediklerinden bahseder. Umi’nin babasının denizci olduğunu ve Kore Savaşı sırasında öldüğünü öğrenen yönetim kurulu başkanı Tokumaru, binanın yıkılmasına karar vermeden önce Quartier Latin’i ziyaret etmeyi kabul eder. Ertesi gün Tokumaru ve okul idarecileri Quartier Latin’e girdiklerinde karşılarında bambaşka bir bina bulurlar. Öğrencilerin çabasından ve binanın güzelliğinden etkilenen Tokumaru binayı yıkma kararından vazgeçer. 

Umi ile Shun’un kardeş olup olmadığı meselesi de bundan sonra çözülür. Shun doğarken annesi ölmüş, denizci olan babası da II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın Kore yarımadasından çekilme operasyonlarından birinde ölmüştür. Bütün akrabalarını da Nagasaki’ye atılan atom bombası nedeniyle kaybeden Shun’u, Umi’nin babası nüfusuna aldırmıştır. Savaş sonrası zor durumda olan Japonya’da bu durum oldukça yaygındır. Ancak o dönem Umi’ye hamile olan, aynı zamanda tıp fakültesinde okuyan annesi Shun’a bakamayınca, Shun bebeklerini yeni kaybetmiş olan şimdiki ailesine verilmiştir. Filmin sonunda Umi ve Shun, babalarının eski arkadaşı olan, gemi kaptanı Onodera’dan asıl hikâyeyi dinlerler. Onodera, Shun’un babasının başka biri olduğundan ve Umi’nin babasıyla birlikte üçünün çok yakın arkadaş olduklarından bahseder. 

Yönetmen Gorō Miyazaki film üzerine konuşurken ileriye gitmek için geçmişi de bilmek gerektiğinden bahsetmektedir.[3] Umi ve Shun da geçmişte olanları öğrendikten sonra geleceklerine umutla bakabilmektedir. Olimpiyatlar için savaşın ve geçmişin izleri silinmeye, yeni bir Japonya’nın varlığı dünyaya kanıtlanmaya çalışılsa da ailelerini savaşta kaybedenler için savaş hatırası canlı kalmaktadır. Filmde de yenilik ve gelecek uğruna geçmişin ve eskinin silinmesi gerekmediği, aksine bunlar olmadan yeni ve iyi bir yere varılamayacağı hem eski binalar hem de birbirini seven bu iki gencin hikâyesi üzerinden anlatılmaktadır. Nihayetinde, Umi babasının hatırasını yaşatarak işaret bayraklarını çekmeye devam eder ancak artık bayrakları gören ve kendisine karşılık veren yeni birisi de vardır.

[1] Film4. “Goro Miyazaki on From Up On Poppy Hill.” Medium, August 13, 2018. https://medium.com/@Film4/goro-miyazaki-on-from-up-on-poppy-hill-e94acd1f88f1. [Erişim: 16.03.2021]

[2] Whiting, Robert. “The 1964 Olympics.” The Asia-Pacific Journal: Japan Focus 18, no. 12 (February 2020), s.1-4. https://apjjf.org/-Robert-Whiting/5352/article.pdf.

[3] Tokuhou / Kokuriko Zaka kara, Miyazaki Goro, Ushinawareta Kanousei, 2011. https://www.youtube.com/watch?v=9uVERkj0CdI. [Erişim: 26.03.2021]

Zülal ZENGİN

İstanbul’da doğmuş, büyümüş ve eğitim almıştır. Lisans eğitimini İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladıktan sonra yüksek lisans ve doktora eğitimine Uluslararası İlişkiler alanında devam etmiştir. Yabancı dillere ve farklı kültürlere olan ilgisi Avrupa’nın ardından Doğu Asya’ya kaymış olup akademik çalışmaları da bu bölgeye odaklanmaktadır. Özellikle Japon ve Güney Kore sinemasına ilgi duymakta, filmleri tarihî ve siyasi bakış açısıyla değerlendirmeye çalışmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6  +  4  =  

Başa dön tuşu