FİLM

Gizli Malzeme Diye Bir Şey Yok- I

Aynada Kendini Görmek

Arapçada, bizim de az çok aşinası olduğumuz rü’yet diye bir kelime var. “Görmek, bakmak, araştırmak” manasında kullanılıyor. Bu kökten türeyerek dilimize yerleşmiş olan rüya kelimesini ise bilmeyen yoktur. Sözlüklerde genel olarak “uyku esnasında görülen görüntüler, hayaller dizisi” deniyor rüya için. Sizin de bildiğiniz gibi görme işlemi bir ışığın bir nesneden yansıyarak göze gelmesi ile başlıyor. Peki, bir görme işi olan rüyada bu ışık nereden geliyor ve neyden yansıyor?

Yönetmenliği Mark Osborne ve John Stevenson tarafından yapılan ve üç filmlik bir animasyon serisi olan Kung Fu Panda’nın 2008 yılında vizyona giren ilk filmi, kahramanımız Po’nun kendisini ejderha savaşçısı olarak gördüğü, kaynağını bilemediğimiz bir rüya sahnesi ile başlıyor. Küçüklüğünden beri kung fuya ve bu dövüş sanatının icracılarına hayran olarak büyüyen, tam da ejderha savaşçısının seçileceği günde böyle bir rüya gören Po, kendisinin kung fu ustası olduğunu ancak rüyasında görebileceğini düşünerek bu rüyasını saklıyor. Hatta noodle ustası bir ördek olan babasına (Bay Ping), rüyasında sadece noodle gördüğünü söylüyor. Po’nun rüyasını onun da artık bir noodle ustası olacağına yoran Bay Ping, kendi tarifinin gizli malzemesini söyleyeceği vaadi ile onu seyyar bir tezgâh eşliğinde satış yapmak üzere seçimlerin yapılacağı Yeşim Sarayı’na yolluyor. Farkında olmasa da rüyasına doğru yola çıkan Po için tabiri caizse bir seyr-i sülûk ve kendini tanıma yolcuğu da başlamış oluyor.

Yeşim Sarayı’nın yüksek merdivenlerini güçlükle tırmanan Po, saraya girmek için binbir güçlük çekiyor. Günün sonunda Yeşim Sarayı’nın başında bulunan Usta Ogwey tam da kehanetlerde anlatıldığı gibi büyük ışıklar içinde gökten düşüveren Po’yu ejderha savaşçısı olarak seçiyor. Buradan sonra film aslında eğitmen Usta Shifu, onun öğrencileri olan muhteşem beşli ve Po üzerinden ayrı ayrı devam ediyor diyebiliriz. Ben serinin ilk filmini konu alan bu yazıda Usta Shifu ve Po’nun kendilerini tanıma ve kabul etme süreçlerine değinmek istiyorum.

Shifu ejderha savaşcısı olması için yetiştirdiği ilk öğrencisini öğrencisinin hırslarına kaptırmış, sonraki yetiştirdiği diğer beş muhteşem öğrencisi ise yine ejderha savaşçısı seçilememiş bir kung fu ustası ve eğitmeni. Usta Shifu’nun en öne çıkan özelliği ise ustası Ogwey’e karşı derin bir saygı ve güven ile bağlı oluşu. Bu güven ve bağlılık sayesinde başta Po’yu kabullenmekte zorlanmasına rağmen onu eğitmenin bir yolunu bulan Shifu, bizlere aslında her öğrencinin ne kadar özel ve kendine has bir ilgi istediğini, bir işte ustalaşsanız dahi o işi öğretme noktasında öğrenmeye açık olmanız gerektiğini hatırlatıyor. Başta panda Po’nun Yeşim Sarayı’na ait olmadığını düşünmesi ve onu klasik eğitim yöntemleriyle pes ettirmeye çalışmasına rağmen bir süre sonra onun ihtiyacı olan eğitim modelini keşfediyor. Pandanın pandalığını ortaya çıkaran Shifu, kısa bir süre içinde onun cevherini işleyerek onu her türlü savaşa hazır hale getiriyor. Bu süreç Shifu için Po’nun cevherini bulup işlemenin yanı sıra kendisi için de ilk başarısızlığı ile yüzleşmek ve öğrencisini onun kendi fıtratı çerçevesinde yetiştirmeyi öğrenmek gibi iyileşmeleri barındırıyor.

Asıl kahramanımız Po’nun hikâyesine tekrar dönecek olursak onun için durum her konuda biraz daha karışık. Bana göre Po’nun bu ve diğer hikâyelerdeki kahramanlardan en önemli farkı karizmatik bir lider olamayışı. Pek çok süper kahramanın aksine daima hatalar yapmaya müsait, acıkabilen, üzülebilen, yorulabilen kısaca daha bizden bir kahraman. Sıradan bir esnaf olma yolunda ilerlerken gördüğü rüya üzerine içindeki sese kulak verişi, Yeşim Sarayı’nın kapısından içeri girmek için uğraşması ve kapıyı terk etmeyişi, kendisini kung fu ustaları arasında bulduğunda nerede olmak istediğine karar vererek yine her türlü zorluğa rağmen oradan ayrılmayışı ve nihayetinde Usta Shifu’ya güvenerek eğitimini tamamlayışı aslında o “içimizden biri”nin nasıl “gerçek bir kahraman” olabileceğini de bize gösteriyor.

Eğitimini tamamlayıp düşmanla yani Shifu’nun ilk öğrencisi Tai Lung ile karşılaşma vakti geldiğinde Po, Ejdarha Tomarı adında kutsal diyebileceğimiz bir pusula ile ödüllendiriliyor. Yıllardır sarayda göz önünde fakat ulaşılamaz bir yerde duran bu tomarı açtıklarında ise yalnızca parlak ve boş bir kağıtla karşılan Shifu, Po ve muhteşem beşli büyük bir hayal kırıklığına uğruyorlar.

Tomarı elde etmek ve asıl ejderha savaşçısının kendisi olduğunu kanıtlamak isteyen Tai Lung, Po ile yüzleşerek tomara ulaşsa da boş kağıt karşısında o da ne yapacağını şaşırıyor.  Tam da bu esnada Po’nun Bay Ping’den öğrendiği gizli malzeme sırrı Tai Lung’un yenilmesine ve yok olmasına sebep oluyor.

Bay Ping’in gizli malzemesine gelince bu sadece “gizli malzeme” diye bir şeyin olmayışı. Bu sayede ikinci kez Ejderha Tomarı’nın parlak yüzünde kendi yansımasını gördüğünde olması gereken şeyin kendisi olduğunu anlayan Po, bize kendi içindeki ışığını, cevherini fark etmek ve onu olduğu haliyle en etkili şekilde kullanmak; kısaca kendini tanımak ve kendine inanmak konusunda güzel bir ders vermiş oluyor. Böylece aslında rüya diye adlandırdığımız ya da sadece hayal sandığımız bazı sahnelerin, aslında iç aynamızdan bize sunulmuş bazı yansımalar olabileceğini de görmüş oluyoruz.

Bu haliyle bakıldığında hem çocukların hem de yetişkinlerin keyifle ve severek izleyebilecekleri, hayat tecrübelerine göre kendilerine ait şeyler bulabilecekleri bir animasyon olan Kung Fu Panda, bizleri aynı zamanda birebir eğitimin -geleneksel ismiyle meşk usulünün- üzerinde düşünmeye davet ediyor.  Bunun yanı sıra filmde işlenen; usta-çırak ilişkisinin bizim kültürümüzdeki yeri, ibnü’l-vakt olmak, itaat ve saygının asla bir güçsüzlük olmayışı, inanç ve huzur arasındaki ilişki gibi konular da filmin davet ettiği diğer düşünce durakları olarak sıralanabilir. Serinin diğer filmlerinin ele alınacağı devam yazısında bu duraklara da uğramaya çalışacağım.

Huriye YILDIRIM

1993 yılında Isparta'da doğdu. İlköğretim ve lise eğitimini Isparta'da tamamladı. 2011 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde başladığı eğitimini 2015 yılında tamamladı. Aynı yıl Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk İslam Tarihi ve Sanatları bölümünde yüksek lisans eğitimine başladı. 2019 yılında, mütareke döneminde yayımlanan İ'tisam mecmuasını çalıştığı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun oldu. Lisansüstü eğitimi esnasında çeşitli kurumlarda Osmanlı Türkçesi ile ilgili çalışmalar yapan; yazma eserler, kitabeler ve mezar taşları, İslam Edebiyatı, metin şerhi gibi alanlarda atölye çalışmalarını sürdüren Huriye Yıldırım, 2016 yılında başladığı Osmanlı Türkçesi öğreticiliğine halen devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9  +  1  =  

Başa dön tuşu