FİLM

Gökyüzü, Yeryüzü ve Yağmur

Gökyüzü, Yeryüzü ve Yağmur (The Sky, the Earth and the Rain) Şilili yönetmen Jose Luis Torres Leiva’nın 2008 yılında gösterime giren ilk kurmaca filmidir. Filmin hikâyesi, sessizlik içinde yaşayan dört yalnız insanın karşılaşmaları ve ilişkileri üzerinedir. Yaşlı annesine bakan ve çalıştığı işten kovulan Ana, yakın arkadaşı Veronica’nın aracı olması ile yalnız başına yaşayan Toro’ya ev işlerinde yardım etmeye başlar. Veronica’nın kardeşi Marta ise içinden çıkamadığı bir buhran yaşamaktadır. Filme karakterler kadar etki eden bir başka unsur ise mekânların kullanımıdır. Yönetmenin aşağıdaki röportajında belirttiği gibi mekânların ve manzaraların filmde önemli bir yeri vardır.

En çok istediğim şey filmin yalnızlık duygusunu aktarmasıydı, ancak belirsiz veya karamsar bir gösterim ile değil yalnızlık ve onunla nasıl yaşanılacağını öğrenen insanlar aracılığıyla. Manzarayı ana karakter olarak belirtmek ve karakterlerin bu manzara ile bir bütün olarak ilişki kurmasını istedim. İzleyiciyi, filmde alakası olmayan diğer olası hikâyeleri inşa etmeye davet ediyorum. Filmlere alışılagelmiş akılcı yaklaşımdan kurtulmak zorunda kalacak izleyiciyi harekete geçirip, dokunarak başarılı olmayı istiyorum. Basit bir şekilde bu projenin bir özgeçmişini vermek gerekirse, “gezintiler” hakkında bir film olduğunu söyleyebilirim: zihinsel, sanal, yaya, arabalarda, feribotlarda…  [1]

Leiva’nın filmi üzerine söylediği bu sözler, sinema sanatının duyguları aktarabilme imkânı için önemlidir. Sinematografik imgenin en kuvvetli gücü; karakterlerin ruh halinin eyleme yansıması, mekânın bu hale ortak olarak filmin ritmini oluşturması ve karakterlerin yolculuğunu seyirciye yoldaş edebilmesidir. Filmin en önemli özelliği sinematografiyi sadelik ve boşlukta arayan, hikâyeyi asla dramatik boyuta indirgemeyen ve en önemlisi gerçekliğin kurgusuna dâhil olan imgenin çıktısını verebilmesidir.

 

Leiva, her karakterin kendi yalnızlıklarını ve duygularını, mekânların ve doğanın ritmi ile harmanlamıştır. Aynı zamanda sinema sanatının en önemli imkânlarından biri olma potansiyeli taşıyan boş alanları, karakterlerin duyguları ile doldurmayı başarmıştır.

Boş alanları, insanın bir eylem içerisinde fark edemeyeceği bazı ayrıntılar olarak düşünebiliriz. Eylem bittikten sonra o eylem üzerine düşünülmesi ile o eyleme katılan anlam farklı olabilir. Bu düşünme sürecinin sinemada karşılığını boş alanlar veya boşluklar olarak hayal edebiliriz. Karakterlerin tek kaldığı anlar, eylemin sonunda -kesme yapılmadan-kameranın sabit kalması, karakter her ne ile meşgul ise onunla sessiz bir şekilde genel planda kalması veya kameranın mekân içerisinde süzülmesi bu boşluklara örnek olabilir. En nihayetinde sinemada boş alanlar, karakterlerin veya hikâyenin takibine verilen aralardır. Karakterlerin karşılaştığı olayların neden ve sonuçlarını göstermeyen o olaylar ile ilgili seyirciye bırakılan kısımlardır.

Dardenne Kardeşler’in 1996 yılında çektikleri Söz’ün (The Promise) final sahnesi bu boş alanlar için önemli bir örnektir. Film boyunca, göçmen Amidou’nun inşaattan düşüp öldüğü bilgisi eşinden saklanır. Final sekansında ana karakter Igor’un gerçeği kadına açıklaması ile film boyunca hareketli olan kamera tamamen durur ve kadının yürüyüşünü gösterir.

Gökyüzü, Yeryüzü ve Yağmur filmi de bu boş alan kullanımı ile oldukça önemlidir. Filmin davet ettiği sessizlik ve karakterlerin halleri boş alanlarda seyircide karşılık bulmaktadır.  Ana’nın feribot ile evine giderken düşünceli halleri, uzun yürüyüşlerde verdiği molalar, ateşin başında geçirdiği anlar ve film boyunca karakterlerin veyahut kameranın takibe devam etmemesi ile verilen boş alanlar mevcuttur. Bu boş alanlarda karakterlerin duygusunu hissettiriyor olması ise şüphesiz yönetmenin başarısıdır.

Yönetmenin bir diğer başarısı ise yukarıda kendisinin de belirttiği gibi mekânı ana karakter olarak öne çıkararak zamanı yaşıyor kılabilmesidir. Zaman, mekânın içinde var oldukça kendi mefhumunu ortaya çıkarmaktadır. Filmde zaman salt bir süreç olarak verilmemiş; karakterlerin eylemleri ve dolayısıyla mekânın da etkisiyle döngüsel bir ritim formuna kavuşmuştur.          

[1] http://www.plazaespectaculos.cl/2008/05/06/film-the-sky-the-earth-and-the-rain-competes-in-the-international-competition-at-the-9th-jeounju-international-film-festival/

Tahir ALTUNTAŞ

1998 yılında Tokat’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde okuyor. Sinemanın imkânları üzerine düşünmeye çalışıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  +  1  =  7

Başa dön tuşu