FİLM

Hikâyenin Yüzündeki Tül

İşler zorlaştığında Obama elinde bir şapka ile çıkageliyor. Ucuna tül iliştirilmiş bir fötr şapka bu. Beshay bu şapka ile yara izleriyle dolu yüzünü gizliyor. Böylece diğer insanlara bir fırsat yani yara izlerinden korkmamaları için gereken zamanı veriyor ki onun ilk bakışta göze çarpmayan diğer yüzlerini de görebilsinler. Bu, aceleci olmamaları için diğerlerine sunulmuş bir lütuf aslında. 

Bir hikâyeye yaklaşmanın ve onu diğerlerine aktarmanın pek çok yolu vardır. Söze Yomeddine (2018) filminde Beshay’in yüzünü örten tülle başladığımıza göre bu yollardan “örterek anlatma-setr etme” üzerine düşünelim. A. B. Shawky Yomeddine filminde hikâyesinin üzerini ince bir örtüyle örterek sunuyor. Hikâyenin fazla öne çıkarak doğru anlamayı engelleyecek uç noktalarından izleyicisini koruyor. Böylece kahramanlarının bugünü anlamlandırmasını, izleyicinin ise ilk bakışta görünmeyen yüzlere dair bir ümit edinmesini sağlayan bir yolculuk mümkün oluyor.

Setr örtmek, gizlemek demektir. Tesettür kelimesi de aynı kökten gelir. Maddi düzlemde hayatın güzelliği ve devamı nasıl kıyafetler, örtüler, evler ile sağlanıyorsa dil düzleminde de bunun bir karşılığı bulunur. Setr edilerek anlatılan bir hikâyenin; zaman, mekân, ses, görüntü ve irade ile ilişkisinde öne çıkan bazı tercihler vardır. Bunları Yomeddine filmindeki karşılıklarını da bulmaya çalışarak düşünelim:

Zaman: 

  • Kahramanlar, her bir ânı kaydedilen çizgisel bir zaman üzerinde ilerlemezler. İleriye ve geriye sıçrayabilirler. Hikâye için gereken parça nerede ise oraya gidebilirler. Dansı andıran bir döngüselliktir bu. Beshay’in yolculuğu da hayatının kayıp bir parçasını bulmak için geçmişe dönmektir bir bakıma. Yolculuğu ile bir daire çizerek sadece düz harekete izin veren nedenselliğin var olamayacağı bir alanı hem kendisi hem de izleyicileri için açmıştır. 
  • Bir aşamada takılıp kalmak, yola devam edememek tuzaklarına düşülmez. Beshay eşinin ölümünü, yolculukta yaşadığı zorlukları, Obama’nın hastalanmasını, eşeği Harby’nin ölmesini hep aynı sükûnetle karşılayarak bir sonraki aşamaya geçmeye devam eder. Bir defasında Obama için dilenmek zorunda kalması bile onun için özel bir anlam taşımamaktadır.  
  • Gerçekleşen şeyleri hemen anlamak mecburiyeti yoktur. Doğru an geldiğinde ihtiyaç duyulan anlam geçmişten ya da gelecekten gelerek bugünü değiştirebilir. Tek şart sabırla ve alçak gönüllükle yola devam etmektir. Beshay hastalığına, fakirliğine, dışlanmışlığına özel bir anlam yüklememiştir. Herkes gibi çalışmış, evlenmiş, arkadaş edinmiştir.

Mekân: 

  • Zaman ile ilişkideki tercihin niteliği mekânı da genişletir, ferahlatır. Hikâye bir evde, bir mahallede, bir köyde yani görünüşte sınırlı bir mekânda geçse de hep bir yolculuk gibidir. Gitmek, kalmak ya da dönmek bu yolculuğa zarar vermez. Yomeddine’de yolculuk aynı mekâna dönerek biter fakat dönülen yer aynı mekân değildir artık. Beshay bir çöplükte çalışır fakat bundan gocunmaz, onun için herhangi bir iştir bu. 
  • Hikâyeci izleyicisinin kaybolmasını değil bir yere ulaşmasını amaçlamaktadır. Olaylar ne kadar zorlu görünse de orada bir yol olduğunu, yola devam ederse başka bir yere gidebileceğini göstermek istemektedir. Hikâye şu anda yaşanıyor gibi bir gerilimle değil de bir zamanlar yaşananların hatırlanması gibi bir sükûnetle doludur. Yomeddine’de cevaplar her ne kadar filmin sonunda bulunsa da yolculuk cevaplar çoktan bulunmuş gibi sakindir. 
  • Hikâyeci kendisi de anlattığı mekândadır. Her şeyi kaydeden ve aktaran mekanik bir kamera gibi değil ormanın belli noktalarına işaret taşları koyan bir rehber gibi davranır. Böylece işaretleri takip eden kahramanları ve izleyicileriyle birlikte kendisi de bu yolculuğa katılır. 
  • Yeni ihtimallerin ve beklenmedik çözümlerin varlığı mekânı ferahlatarak hikâyeyi aşan ve sınırları bilinmeyen bir genişliğe ulaştırır. Filmin açılışında çöp tepesini görürüz. Sıradan bir çalışma günüdür. Beshay, eşeği Harby ile selamlaşır, arkadaşı ile şakalaşır. Hatta bir “iş kazası” geçirir. Burası dünyanın sonu değildir, herhangi bir yerdir sadece. Yolculuğu sırasında dilencilerle köprü altında geçirdiği gece ise Beshay ve dilenciler arasında şöyle bir konuşma olur: 

“- Kolonide bana eğer buradan gidersen bir köprü altında ölürsün dediler ama burası o kadar da kötü değil.

-Krallar gibi yaşıyoruz be!”

 

 

İrade: 

  • Zaman ve mekânın her yöne hareket imkânı veren bir tarzda kullanımı iradeye de geniş bir alan açacaktır elbette. Hem kahramanlar hem de hikâyedeki diğer kişiler herhangi bir âna müdahale ederek değiştirme serbestliğine sahiptirler. Hikâye, iradeyi yok sayan bir mecburiyet üzerine kurulmaz. Onunla birlikte hareket ederek değişmeyi ve dönüşmeyi kabul eder. Beshay’in kolonideki hayatını kabullenerek normal bir şekilde yaşaması, bir gün Obama’nın arkadaşlığı ile bir yolculuğa çıkması ve nihayet başladığı noktaya geri dönmeyi seçmesi böylesi bir iradeyle mümkündür. Beshay, hikâyeci tarafından herhangi bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya zorlanmaz. 

Ses: 

  • Hikâyeyi örtmek, sesleri de örtmektir bir bakıma. Kahramanların hikâyeyi teslimiyetle sürdürmeleri her yeri kaplayan bir sükûneti doğurur. Konuşma sadece dile indirgenmemiştir. Beshay ve Obama hep çekişerek, kavga eder gibi konuşurlar mesela. Konuştukları sözler yazıya aktarılsa ve bunu birisi okusa onların dost olduğunu anlayamayabilir muhtemelen. Halbuki sonunu bilmedikleri bir yolculuğa birlikte çıkacak kadar yakındırlar.  
  • Doğal sesler sürekli müzik kullanılarak bastırılmaz. Tıpkı gündelik hayatta olduğu gibi nesnelerin kendi sükûnetlerinde var olmaya devam ettiklerinin duyulmasına izin verilir.
  • Müzik desteği gerektiği yerde gerektiği kadar kullanılır. Filmde Beshay ve Obama çeşitli maceralardan sonra her bir aşamayı tamamlayıp yeniden yola düştüklerinde neşeli bir müzik onlara eşlik eder. Bu, bir sonraki aşamaya geçtikleri için küçük bir kutlama gibidir. 

 

 

Görüntü: 

  • Tıpkı seste olduğu gibi görüntü kullanımında da tercih azaltmaktan ve sadeleştirmekten yanadır. Olaylar her anıyla gösterilmez. Tek bir cümleyle işaret edilmesi yeterli olabilir. Mesela Obama’nın arkadaşlarından şiddet gördüğünü biliriz fakat bunu hiçbir yerde görmeyiz. Çünkü hikâye Obama’nın Beshay’e sığınarak bu şiddeti geride bırakmasının da hikâyesidir. Burada o görüntülere gerek yoktur. 
  • Bir hikâye elbette insanların maceralarını aktarmak amacıyla anlatılır. Fakat bu sırada insan yeryüzünde yalnız değildir. Nesneler, hayvanlar, manzaralar da onun etrafını doldurur. Maceranın ağırlığını hissetmemesi için ona destek olurlar. Filmde, hikâyenin asıl kısmına doğrudan hizmet etmiyor gibi görünen bu görüntülere sıkça rastlanır. Şapkanın yerde duruşu, bir parça samanın suda yüzerek gitmesi, çölde güzel bir manzara, sağa sola kaçışan kazlar, yaklaşan bir tren gibi. Böylece insanların maceralarını dengeleyecek şekilde diğer unsurlara da bolca yer verilmiş olur. 

Güzel bir hikâye mekâna dönüşseydi ve yukardan kuş bakışı bakılabilseydi iç içe, yan yana dairelerden oluşan ve nerde sona ereceği hakkında tahminde bulunamayacağımız bir yere benzerdi belki de. Baştan sona düz çizgi üzerinde akıp giden bir hikâye yerine yan hikâyeciklerle beslenen ve dönüşerek devam eden bir yapıdan bahsetmek daha isabetli olurdu. Her bir küçük dairenin kendi zamanı ve mekânı ile diğer dairelerle iletişim kurduğu sonra da yoluna devam ettiği görülürdü. Yomeddine’in mekânı da böyle bir yapıyı andırıyor. Her bir küçük maceranın farklı yüzleri var, Beshay ve Obama’nın da farklı yüzleri var. İç içe yan yana yoluna devam eden daireler gibi.

Filmin ismi de hem her türlü hikâyeyi setr ederek anlatmanın hem de en büyük dairesel hareketin imkânına işaret etmesi bakımından önemli görünüyor. “Yomeddine” Arapça “yevmüddin” yani “din günü, kıyamet” anlamına geliyor. Beshay, o günün sağladığı eşitlikten aldığı ferahlığı hikâye boyunca kendisiyle beraber taşıyor ve görünür kılıyor. Film herkesin eşit olduğu o günden geriye bakmamızı istiyor. Şu an yaralı olan yüzün üzerine ince bir örtü çekerek bakışımızı kurtarıyor ve gelecekten bugüne genişleyerek gelen bir anlamlar dünyasına işaret ediyor. Böylece acele etmeden, ilk bakışta yargıya varmadan, bir noktada takılıp kalmadan, sabırla ve kararlılıkla hikâyeyi sonuna kadar takip edebilme kapısını açıyor izleyicisine.

 

Zeynep KÖROĞLU

1985 yılında Yozgat’ta doğdu. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. İstanbul’da yaşıyor. Öğretmenlik yapıyor. Sinema, dizi, müzik ve şiirle ilgileniyor. Vaktinin büyük bir kısmını kelimelere yakından bakmaya ayırıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

81  +    =  89

Başa dön tuşu