FİLM

Manchester by the Sea: Yaşamın Kıyısında

Kenneth Lonergan’ın yönetmiş olduğu pek çok ödülü bulunan Manchester by the Sea (2016) çok acı bir kaybetme hikâyesi çerçevesinde kurgulanmış bir film. Öyle bir kayıp hikayesi ki hikâyenin kahramanının ağır travmasının kelimelerle anlatılması zor. Travma kavramının anlamlarından biri de “dile getirilemez”dir [1].  İşte bu anlam yönetmen tarafından bir tema olarak filmde kullanılmış, çok fazla konuşmayan bir karakter oluşturulmuş ve daha çok beden dili üzerinden acısının boyutlarını okuma imkânı sağlanmıştır.

Filmin başında hikâyenin başkahramanını (Lee Chandler) tanıtan sahneler ardı sıra bulunmaktadır. Lee, Boston’da bir apartmanın bodrum katında yalnız başına yaşayan bir kapıcıdır ve genellikle tesisatlardaki aksamaları tamir etmektedir. Çevresindekilerle ancak zorunlu hallerde iletişim kurmaktadır. Fakat bu süreçte ise kurduğu cümleler kısa ve tavırları oldukça isteksizdir. Duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını paylaştığı herhangi bir kimse bulunmamaktadır. Bilinçli bir geri çekiliş, kendi kendine eşlik etme söz konusudur, bu durum birçok sahnede ön plandadır. Örneğin bar sahnesinde kendisiyle tanışmak isteyen bayana soğuk, mesafeli davranır ve yalnızlığı tercih eder.  Ancak bu yalnızlığından mutlu değildir, kendisiyle kavgalı ve kendisine karşı öfkelidir. Örneğin barda sebepsiz yere kendisine bakış atan erkek müşterilerle “sizinle tanışmış mıydık, neden bakıyorsunuz” diyerek kavga çıkarır. Bu sahne, içindeki öfkenin bir yansımasıdır ve iç sesi onu ani bir kızgınlık nöbetine itmektedir. Lonergan giriş sahnelerinde başkarakterini tanıtarak; “ne olmuş olabilir, nasıl bir iç sorgulamaya düşmüş ki” merakına izleyiciyi sürüklemektedir. Derin bir travma geçiren bir bireyi beden diliyle oldukça başarılı bir şekilde oynayan Casey Affleck (Lee), bu filmdeki rolüyle en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır.  Film boyunca Lee’nin hüzünlü bakışlarına eşlik eden çökük omuzlu duruşu, davranışlarındaki yavaşlık ile bitkinliği veya enerjisizliği hissedilmektedir. 

 

Lee, kardeşinin ölümü üzerine daha önceden yaşadığı yere, Manchester’a gider. Onun dönüşünden haberdar olan minör karakterlerin şaşkınlıklarını ifade eden “Şu meşhur Lee Chandler mi gelmiş” gibi diyalogları izleyiciyi kahramanın hikâyesini meraka daha da sürüklemektedir.  

Manchester’da kardeşinin cenaze işlemleri, miras işlemleri gibi rutinlerle uğraşır. Lee’nin geçmişi flashback’lerle bu işlemleri kapsayan sahnelerin arasına serpiştirilir. Bu kurgu ile geçmiş parça parça şu anla harmanlanır. Hastanede cenaze işlemleri sırasında geçmişe yapılan flashback ile kardeşinin ileri düzey kalp hastası olduğu öğrenilir ve kardeşinin sorunlu evliliği ve vefalı arkadaş çevresi ile izleyici tanışır. Kardeşinin ölümü üzerine yaklaşık 16 yaşlarında olan yeğeni yalnız kalmıştır. Manchester’de Lee’nin tahammülsüzlüğü yeğeni ile olan iletişimine de yansır. Başka bir flashback’te Lee’nin ailesiyle ve bambaşka bir Lee ile izleyici tanışır.  Evli, 3 çocuk babası ve gayet sabırlı ve neşeli bir Lee. Eşiyle sağlıklı bir ilişkisi vardır ve mutludur. Hareketli bir sosyal yaşamı olduğu ve zevk aldığı birçok şey bulunmaktadır. Şu anki Lee ile geçmişteki Lee’yi bu ardıl sahnelerle karşılaştırma imkânı elde edilir. Her şeye ve herkese karşı derin bir isteksizliği yaratan kırılma noktası Lee’nin polislere verdiği ifade sahnesinde öğrenilir. Lee gece beraber eğlendiği arkadaşları gittikten sonra çocuklar üşümesin diye kaloriferi yakmak istemiş ancak eşinin sinüslerini kurutmasından endişe ettiği için şömineyi yakıp markete gitmiş. Fakat sarhoş olduğu için arabaya binmeyip yürüyerek gitmeyi tercih etmiş. Yolun yarısında iken şöminenin paravanını koyup koymadığını hatırlamaya çalışmış, ardından bu konunun üzerinde çok durmamış ve bir şey olmaz diyerek yoluna devam etmiştir. Ancak bu sürede evinde yangın çıkmış ve bu yangında üç çocuğunu kaybetmiştir. Lonergan’ın anlattığı bu hikâyenin benzerleriyle günlük hayatta da karşılaşılmaktadır. Lee’nin sarhoş iken “bir şey olmaz” rahatlığını bazen bilinçli iken de yapıldığına şahit olunmakta ve 3. sayfa haberlerde bu gibi durumlarda meydana gelen trajik vakaları çok sıkça duymaktayız. Bu duyumun bile ruhumuzda yaratacağı acı nedeniyle bazen bahsetmekten bazen duymaktan kaçınarak unutmaya çalışıyoruz. Lonergan böylesi bir hikâye anlatımı ile ağır travması olan bireylerin yaşamın kıyısına sürüklenişini canlandırarak toplumsal anlamda bir farkındalık kazanılmasına vesile olmuştur. 

Yaşamda izi silinemeyecek bu talihsiz kaza sonucunda Lee’nin hissettiği suçluluk duygusu, derin yas ve ağır yaralanmışlık onun donuk ve hüzünlü bakışlarının nedenidir. Suçluluk duygusu, çaresiz kalma, hiçbir şey yapamama hissi onu saldırganlaştırmıştır. Lee’nin olay sonrası polis tarafından cezalandırılma beklentisi boşa çıkmıştır. Polis’in “dün gece hata yapan milyonlarca insan gibi korkunç bir hata yapmışsın” kararı üzerine Lee kendini içindeki hapishaneye kapatmıştır ve bu mahkumiyeti onun şimdi ve burada yaşamasına engelleyerek davranışlarının ağırlaşmasına neden olmuştur. 

İlerleyen sahnelerde Lee’nin yaşadığı travmanın şiddetini artıran başka olumsuz gelişmelerin olduğunu öğreniyoruz. Kaza sonrası eşi tarafından suçlanmış ve terkedilmiştir daha sonra eşi başka birisiyle evlenmiştir.  

Bir ayrılık, kayıp hikâyesi başlı başına bir keder kaynağıdır. Ancak bu kayıptan dolayı suçluluk duyma, bireyin durumunu travmaya dönüştürür. Üstelik suçluluk hissinin yanı sıra başkalarınca suçlanması travmanın şiddetini yoğunlaştırır. Bu nedenle Lee’nin toparlanamadığı gözlenmektedir. Travmayla başa çıkmadaki başarısını etkileyen unsurlardan biri de olayla baş edebilmesindeki yardımcı kaynaklardır. Çünkü derdini anlatmak bile başlı başına bir şifa kaynağıdır denilir ve bu paylaşım, üzgün bireyin günlük düşünce biçimini ve kendi hakkındaki algısını değiştirebilmektedir. Lee, desteğe en çok ihtiyaç duyduğu anda eşi tarafından terk edilmiş ve suçlanmıştır. Eşi açısından da çok zor bir durum söz konusudur. Olanları kabullenememesi, hissettiği acı ve öfke nedeniyle Lee’yi suçlaması aralarındaki bağın kopmasına neden olmuştur. Daha sonra başka biriyle evlenmiş ve tekrar çocuk sahibi olmuştur. Ancak bu yeni ilişkisinde mutlu olamamış ve duygu-davranış çatışmalı bir yaşama sürüklenmiştir. Lee ile Manchester sokağında karşılaştıklarında pişmanlığını dile getirerek ondan özür diler ve “kırgındım, kalbim kırılmıştı. Senin de kalbin kırılmıştı, biliyorum geçmeyecek” sözleri ile bu acı kopuş anlatılmaktadır.  

Travmanın şiddetini artıran etmenlerden biri de hatırlatıcılardır. Deniz kenarına konumlanmış, sakin ve yatay mimarinin yoğunlukta olduğu Manchester şehri Lee için trajedi hatırlatıcısıdır. Çünkü o korkunç olayın geçtiği mekandır, çevresinde bulunan herkes o olayı bilmektedir. Travmayı hatırlatan herhangi bir şey, bireyin o trajediyi yeniden yaşıyormuş hissine kapılmasına sebep olabilir. Arkadaşının eşine sarılıp ağladığı sahne, bu hatırlatıcıların onu daha fazla tükenmişliğe sürüklediğinin ve yaşamdaki bütünlüğünü ve amacını daha da kaybetmesine neden olduğunun resmidir. Manchester onun için artık bir kâbus şehirdir ve o nedenle yeğeninin yanında Manchester’da kalamamaktadır. Bu nedenle yeğeni aile dostları tarafından evlatlık olarak alınır.

 

Film içerisinde sadece bahsi geçen ancak tanışamadığımız bir amca karakterinden söz edilmektedir. Daha iyi bir iş olanağı elde etmesi sonucu ailesiyle birlikte başka bir şehre taşınmıştır. Talihsiz yeğeni Lee ile iletişimleri kopmuş ve en fazla 10 yıllık bir ömür yaşayabileceği söylenen hasta yeğenini ise Manchester’da yalnız bırakmıştır. Amcasından başka yakın akrabası bulunmayan ve üstelik eşi tarafından terkedilen bu yeğen günlük yaşamın keşmekeşini yalnız başına üstlenmiştir. Aile bireyleri arasındaki bu kopukluğa değinerek Lonergan modernizm sürecine olan eleştirisini de yansıtmıştır. Çünkü modernizmin dayandığı rasyonelizm felsefesi yararcı, işlevselci ve materyalist bireyler türetmiştir [2,3].  Amca karakteri de bu sürecin ortaya çıkardığı bir bireydir, kendi yararını öncelemiş ve geniş ailelerde hâkim olan biz duygusunu geri plana atmıştır. Gelenekten kopuş ile birlikte yaygın hale gelen bireycilik olgusu sonucu toplumda yalnız kalan birey sayıları giderek artmaktadır. İngiltere’de bu amaçla “yalnızlık bakanlığı” isminde bir bakanlık kurulmuştur. Çünkü yalnız kalan bireylerin beden sağlıklarının, günde 15 adet sigara içen birinin sağlığıyla eşit olduğu uzmanlar tarafından belirtilmektedir. [5] Kalp hastası birisi için ve Lee gibi birisi için ise bu durum daha da katlanılmazdır. Lee’nin tutunamayışının, duygusal çevikliğinin düşük olmasının nedenlerinden biri de onun yalnızlığıdır. Hüznü ve kendini affetmeyişi tek yoldaşı olmuş, bu yoldaşlarıyla köşelere ve kıyılara çekilmiştir. Kemal Sayar’ın kelimeleriyle ifade edecek olursak Lee’nin, acısını dindirmek için kendini, ruhunu, dostluğunu, kardeşliğini ikram eden başka bir sesin yokluğu nedeniyle sağlıklı bir iyileşmeye doğru ne zaman meyledeceği de kestirilememektedir. [6]

KAYNAKLAR

[1] Özen,Y (2017) “Psikolojik Travmanın İnsanlık Kadar Eski Tarihi”,  The Journal Of Social Sciences, 1(2): 104-117.

[2] Temiz, Z (2017). “Modernizmin İki Yüzü: Bireyselleşme ve Yalnızlık Duygusu”, https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_18648.htm

[3] Adorno, T.W. Ve Horkheimer, M. (2010). Aydınlanmanın Diyalektiği, N. Ülner ve E. Ö. Karadoğan (Çev.), Kabalcı Yayınları, İstanbul.

[4] Maraş, A (2014). “Komplike Yas: Derleme ve Vaka Çalışması”, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 1(1), 41-59

[5] Yaşar, R (2007). “Yalnızlık”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 17(1): 237-260. 

[6] Sayar, K. https://kemalsayar.com/insana-dair/merhametsiz-bir-dunyayi-nasil-onaracagiz

Fatma ZEREN

Tutkulu bir film izleyicisidir. Sinema ile ilişkili çeşitli atölyelere katılarak sinema sanatı hakkında kazanımlar elde etmeye çalışmıştır. BİSAV Senaryo Yazma Atölyesi’ndeki arkadaşlarıyla yaklaşık beş yıldır film izleme etkinliği yapmaktadır. Kendisi aynı zamanda Ekonometri alanında akademisyendir. Bu nedenle The Big Bang Theory isimli dizi favorileri arasındadır. Mekansal Ekonometri isimli kitabın yazarıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

27  +    =  33

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu