FİLM

Müstakbel Suçlar: Kutsal Bedenden Müsvedde Bedene

Etrafımızı saran ve çoğunu takip edemediğimiz teknolojik gelişmeler, ekolojik değişimler sonucunda gelecekte bir tür olarak insana ne olacağı ucu oldukça açık bir soru. Bedensel uzantılar ve modifikasyonlar halihazırda giderek gündelikleşirken, toplumsal yaşamın da bundan etkilenmesi kaçınılmaz. Beden, içgüdüler ve suç üzerine oldukça protest ve karamsar yaklaşımlara sahip filmleriyle bildiğimiz Cronenberg, 2022 yapımı son filmi Müstakbel Suçlar’da (Crimes of the Future) insanın varoluşuna dair bu soruya kendi evreninden cevaplar veriyor. Filmde distopik bir gelecekteki karanlık dünyada bedene yöneltilmiş tehditleri, beden üzerindeki iktidar mücadelesini ve insan yaşamının evrildiği noktayı izliyoruz.

Filmin ana karakterleri Saul Tenser (Tim Mortensen) ve Caprice (Lea Seydoux) insan morfolojisinin dönüştüğü, acının olmadığı bu gelecek evreninde açık ameliyatlar yapıp bunları bir gösteriye dönüştüren iki performans sanatçısıdır. Eski bir cerrah olan Caprice, Saul’un vücudunda gelişen yeni organları henüz bedenin içindeyken dövmeleyip halka açık ameliyatlarla vücudundan çıkarır. Filmin diğer pek çok sahnesinde de başka sanatçıların ve sıradan insanların da bedenlerine yaralar açtığı/açtırdığı bir yeraltı dünyasında dolaşırız. Bu insanlar acıyı hissetmedikleri gibi bedenlerine açılan yaralardan zevk almaktadırlar. Diğer yanda ise insanlardaki bu değişimleri kontrol altına almaya ve engellemeye çalışan resmi örgütler vardır. İnsan evriminin kontrol dışı ve istemedikleri doğrultuda gidiyor olması dünya hükümetlerinde endişe uyandırmaktadır fakat film boyunca somut bir devlet yapısının varlığına dair çok az iz görürüz. Bedene yönelik suçları engellemeye çalışan “Yeni Ahlak Masası” (eski Evrimsel Dengesizlik Masası) ve Ulusal Organ Tescil Bürosu bu kurumlardandır, devletle ilişkilerini veya işleyişlerini tam olarak öğrenemeyiz fakat filmin yapısı açısından bu önemli değildir.

Filmdeki üçüncü bir grup ise resmi iktidarın karşısında konumlanan bir örgüttür ve gelişen yeni organların korunması gerektiğini savunmaktaırlar. Hatta insan türünü değişen ekolojik düzenle uyumlu kılmak için mevcut organlara müdahale edilmesi ve sentetik atıkları sindirebilecek bir biyolojik yapıya dönüştürülmesi yönünde adımlar atmaktadır. Örgütün lideri Lang sıradan insanları çok kısa sürede öldürebilen endüstriyel atıklardan üretilmiş sentetik barları tüketmektedir. Lang’ın oğlu Brecken ise plastikleri sindirebilen organlara doğuştan sahiptir. Bu, yeni sindirim sisteminin kalıtsal olarak aktarılabildiğine dair bir işarettir. Filmin açılış sahnesinde oğluna tiksintiyle bakan, onu bir canavar olarak gören annesi Brecken’i boğarak öldürür, oğlunu alması için Lang’ı arar ve evi terk eder.

Filmin diğer karakterlerinden Wippet ve Timlin ise Ulusal Organ Tescil Bürosu’nda çalışan iki memurdur. Saul’un geliştirdiği organları tescillemek isteyen Büro’da geçen ilk sahnede, yeni gelişen organların genetik olarak yerleşip ebeveynden çocuğa aktarılması ve bu çocukların artık “klasik anlamda insan” olmamaları ihtimalinin Wippet’i endişelendirdiğini öğreniriz. “Acının bir işlevi vardır” der Wippet. Acı, ağrı ve hastalıkların artık yalnızca bir avuç şanslı insanın (Saul de bunlardan biridir) deneyimlediği şeyler olması dünyayı tehlikeli kılmaktadır.

En temelde beden -ve acı hissinin yokluğu- üzerine kurulu olduğu söylenebilecek bu çatışma üçgeniyle Cronenberg izleyiciyi bedenin anlamı üzerine düşünmeye sevkediyor. Çünkü beden; doğa ve kültürün, birey ve toplumun, mekan ve zamanın, tensellik ve tinselliğin kesişim noktasındadır ve bu haliyle toplumsal denetime tabidir ama aynı zamanda bireyselliğin de merkezidir. Fiziksel varlığımızın, düşüncemizin ve sosyal ilişkilerimizin temelidir. Bu iki tür bedensel deneyim arasında sürekli bir anlam alışverişi ve bu ilişkesillikten doğan bir çatışma olduğu söylenebilir. Filmde de bir anlamda bu mücadeleyi seyrederiz.

Bedenin nasıl deneyimleneceği yani bakımı, beslenme biçimi, uyku düzeni, ihtiyaçları, gelişimsel süreçte hangi aşamalardan geçeceği, yaşam döngüsü ve süresi, hangi acılara dayanabileceği gibi pek çok değişken; bedenin toplumsal olarak nasıl algılandığı ve bağlı olduğu kültürel kategoriler içindeki konumu ile uyum halindedir veya uyumlu kılınmaya çalışılır. Yani toplumsal beden, fiziksel/bireysel bedenin nasıl deneyimleneceğini belirlemek, onu hakimiyeti ve kontrolü altında tutmak ister.

Bunun pek çok yolundan söz edebiliriz fakat Müstakbel Suçlar’la ilintili olan kısmı bedene müdahale etmek ve acı çektirmekle ilgili. Bu bağlamda Cronenberg’in film boyunca işlediği temalardan, tartışmaya açtığı noktalardan birinin acı ve işlevi olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin acının olmadığı film evreninde Saul ve Caprice’in performanslarını ilgiyle izleyen insanların yüzündeki duygu yoğunluğunu görürüz. Robotik neşteri kullanan Caprice’in heyecanlı ifadeleri ise aşkın bir amaçla bir ritüeli gerçekleştiriyormuş izlenimi uyandırmaktadır. Bedenin kutsallığının bir ifadesi olarak ritüel, filmde Caprice ve Saul’un ameliyat sahnelerinde kendini gösterir.

İnsanın bedeniyle meşguliyeti, onun pek çok ilişki biçimini içinde barındırması ve çoğu durumda da bu ilişkiler içinde “aracı” bir konumda olmasının bir sonucudur demiştik. Bu aracılıklardan biri de kutsal olana yöneliktir ve bu nedenle beden pek çok inanışta kutsal kabul edilir, bedene nelerin yapılabileceği ve nelerin yapılamayacağı da bu inanış çerçevesinde düzenlenmiştir. Beden bir anlam dünyasına aittir ve oradaki konumu bedenle meşgul olma biçimlerimizin farklı toplumsal koşullardaki anlamı üzerinde de belirleyicidir. Bedeni çeşitli yollarla terbiye etmek, damgalamak, kesmek, boyamak, kalıcı izler bırakmak; her biri bireyin dini yahut toplumsal aidiyetine dair bir iz olagelmiştir. Örneğin, kabile toplumlarında dövme, vücut boyama vb. bir gruba ait olmanın sembolü, dini törenlerin ve savaşçıların uyguladığı pratikler olmak gibi belirli bir sosyal anlama sahipti. İslam, Hıristiyanlık, Budizm gibi dinler de bedenin güdü, istek ve ihtiyaçlarını baskılamak, ertelemek, ihmal etmek gibi yöntemlerle ruhu terbiye etmeyi hedefleyen öğretilere sahiptir. Glucklich, ruhu terbiye uğruna bedene acı çektirilmesini yani ritüelleştirilmiş acıyı tartışmaya açtığı kitabında acının bilinç üzerinde inşa edici bir rolü olduğunu vurgular [1]. Nasıl ki acının bedende yarattığı değişimler bunu aşarak bilince de yansıyor ve kişinin beden “algısını” değiştiriyorsa acının ritüelistik kullanımı da inananın bilincinde, algılayışında bir değişimi getirir. Gururlanan, kibirlenen, irade sahibi olduğunu düşünen varlık acı ve ızdırap çeken, muhtaç bir bedene dönüşür. Bu durumun bilinçte istenilen etkiyi yaratması acının amacına ulaştığını gösterir ve acı inşa edici bir süreç olarak inanca dahil olur. Kontrol, disiplin, hatta tene eziyet bir anlamda fizikselliğin reddinden çok, tenin ilahi olana erişmekte bir aracı mertebesine yükseltilmesidir.

Bir diğer açıdan bakıldığında ise fiziki acı; haz aracılığıyla bedeni dünyevileştirmenin ve dini anlamda kutsal olandan uzaklaştırmanın, bedene dair normların dışına çıkarak toplumsal olana karşı koymanın aracı haline de gelebilir. Örneğin Le Breton, yaşadığını hissedemeyen insanların acıya (yani bedene) başvurduklarını söyler. Bu şekilde acı patolojik bir şekilde hayatı sürdürmek için işlevsel olarak kullanılabilir. İnsanın bedenine zarar vermesi, bedeninin sınırlarını deneyimleyerek benliği ve dışarısı arasındaki ilişkiyi kontrol etmesini kolaylaştırır veya kişide bir kontrol hissini uyandırarak onu dünyaya bağlar. [2]

Her iki açıdan bakıldığında da acı ve yaşamın diğer unsurları birbirlerini destekler. Artık sahip olunmayan bu uyarı sistemi insan bedeninin dış dünyayla kurduğu iletişimin aracısıdır. Peki acının hissedilmediği bir evrende insanlar neden ve ne şekilde bedenlerine yönelir? Cronenberg bu hissin yokluğu ile esasen bize hem acının işlevini hatırlatır hem de beden “imge”si üzerine düşünmemiz için bir kapı aralar.

Saul’un acı ve ağrıyı deneyimliyor olması onu değerli kılmaktadır, diğerleri ise acıyı hissetmeseler bile ona eşlik eden imgeler aracılığıyla zihinsel bir fetiş yaşamaktadır. Beden hisler yoluyla olmasa bile aracılığını sürdürmektedir, imgeler dolayımıyla… Filmde insanların hem kendi hem de başkalarının bedenleriyle kurdukları ilişki “görmek” üzerindendir. Acının yok olması onun imajını yok etmemiştir. İnsanın fiziki bedeni ile zihinde yer kaplayan imaj olarak bedenin birbirleriyle ilişkisi çeşitli duyguları açığa çıkarabilir. Bu, bedeni içi anlamlarla doldurulması gereken bir çerçeveye dönüştürür.

Örneğin filmdeki performans sahnelerinin birinde bir kadın yüzüne derin kesikler açtırmaktadır ve Caprice’i seyirci olarak görürüz. Yanakları ve alnındaki deri tabakalarının altından kanlı etler görünür fakat kadın oldukça keyifli görünmektedir. Gösteri sonrası Caprice ile konuşmalarında, travmaları sevdiğini ve kendisine yaptığı şeyin de oldukça travmatik olduğunu söyler. Oysa Caprice’e göre tam tersi söz konusudur: Kadın gösteri boyunca çok huzurlu, sakin ve mutlu görünmektedir. Performansının ve hislerinin kökenini “açık olma arzusu uyanınca yeni şeyler doğar” diyerek açıklayan kadının kendini teşhir etme şekli, derisinin altındakini dışarı çıkarması ve tüm bunları travma ile bağdaştırması Conenberg’in beden ve dışarının ilişkisini ele alışına açık bir örnektir. Beden bir çerçeve, bir müsveddedir fakat sıradan değildir. Bir başka sahnede ise Saul’u “İç Güzellikler (Inner Beauties) Yarışması”na hazırlayan Dr. Nasatir “Ben sadece bir teknisyenim. Geleceğe kapılar ve pencereler kuruyorum” der. İnsanların vücutlarına yarıklar açan, fermuarlar diken doktor bedene bir makine, obje gibi yaklaşsa da esasen bedenlerimiz, diğerleri için kapı ve pencere işlevi görür.

Filmde görme eyleminin ve imgelerin merkezi konumunu doğrulayan bir başka sahne ise Caprice’in, sindirim sistemi dönüşmüş Brecken’in otopsisi için yaptığı gösteride görülebilir. Caprice ağlamaklı ve oldukça etkileyici bir şekilde bedenin anlamını sorgulayan bir konuşma yapar. Bu dünyada insanlar bedenlerin boş ve anlamdan yoksun olduğunu kendilerine kanıtlayıp onu istedikleri şekilde doldurmaya girişmişlerdir. Otopsi “kendi gözleriyle görmek” demektir. Caprice bu otopsi ile Brecken’in bedeninin kendiliğinden taşıdığı anlamı “olduğu gibi göstermek” istemektedir. Bu anlamda “görmek” filmin düğüm kavramlarından biridir. Seyircilerin “performanslarla” kurdukları ilişki, görmek üzerinedir.

İnsanın vücuduyla meşgul olma şekli, onun üzerindeki eylemlerinin toplumsal olan bir çerçeveden uzaklaşarak giderek bireysel hale gelmesi ile beden üretilen bir nesne haline gelmiştir. Bu, bireyin kendini diğerlerinden ayırma arzusunun bir ifadesidir. Filmin evreninden çıkıp gerçek hayatlarımıza baktığımızda da estetik müdahaleler bir yana, teknolojik gelişmeler ile bedenin doğal işlevlerinin yerini çeşitli aygıtların veya teknolojik süreçlerin almasının bedeni dışsallaştırdığını görebiliriz. Bu dünyada bedene müdahale edilmesi ve bedenin kusursuzlaştırılmaya çalışılması oldukça normaldir. Filmde Saul’un nasıl yatacağını, nasıl yiyeceğini optimize eden makinelere bağlı olması bu bakımdan düşünülebilir. İnsanın bedene ve çevresine müdahale imkanı yeterince genişlediyse, acı ortadan kalktıysa, bedenin yaşamla olan bağı zayıfladıysa geriye kalan müsvedde olarak görülür.

Olaylar tırmanırken bir yandan da teknolojik gelişmelerle insan evriminin artık uyumlu hale getirilmesini savunan yasa dışı örgütün lideri Lang, Saul’u yeme probleminin ve bedenininin ürettiği organların aslında geçirdiği evrimden kaynaklandığına ikna etmeye çalışır. Yemek yemekte zorlanan Saul’e örgütün ürettiği, endüstriyel atıklardan oluşan sentetik barlardan yemesini teklif eder. Ona göre Saul aslında olduğu şeyle savaşan bir adamdır. Lang, vücudunun onu dilediği yere götürmesine izin vermesi gerektiğini savunur. Saul olduğu şeyle savaşan bir adam olarak bedenimize müdahale etmekle kalmayıp bunu bir gösteriye ve hakimiyet kurma aracına dönüştürdüğümüzün de göstergesi gibidir. Yaşayan bir beden “olmakla” bir bedene “sahip olmak” arasındaki farkı Saul’un dönüşümü üzerinden seyrederiz.

Filmin sonunda Saul ve Caprice yine beraberlerdir. Saul yemek sandalyesinde zorlanarak yemek yemeye çalışırken Caprice, Lang’ın ürettiği sentetik barlardan birini getirip Saul’un yemesini ister. Artık vakti gelmiştir. Bünyesi sentetikleri sindirmeye uygun olmayanları öldüren bu barlar Saul’e bir çıkış sunabilecek midir? Bu belki de onların son “performansı” olacaktır. Caprice’in kamerasından Saul’un siyah beyaz görüntüsünü görürüz. Gözünden bir damla yaş süzülür, gülümser. Film bittiğinde elimizde cevaplardan çok sorular, çözümlerden ziyade gizemler kalır. İnsanlığın varoluşunun devamı sentetik atıkları tüketmekte mi saklıdır?

Beden, içimize ve dışımıza açılan bir pencere olmasıyla hem oldukça canlı ve katı hem de hislerin uçuculuğuna sahip anlam katmanlarının mekanıdır. Film sonlandıktan sonra acı, beden, haz, gelecek gibi konular üzerinde tartışmasını kafamızda sürdürüyor. Mutlak otorite, otoritenin sıradan insanlar üzerinde ve toplumun yapısında yarattığı etkiler distopik filmlerde oldukça sık ele alınan konular. Tebaasının bedeni üzerinde hakimiyet kuran, kontrolcü bir iktidarın veya kötücül bir gücün karşısında duran ve bu otoritenin dışında kalmış “iyi” insanların mücadele hikayesiyle pek çok filmde karşılaşıyoruz. Fakat hem iktidarın hem de sıradan insanların aynı beden üzerindeki somut çatışmasını izlemek Müstakbel Suçlar’ı farklı kılan bir distopik anlatı oluşturuyor ve bedenlerimizin geleceği hakkında düşünmek üzere yeni pencereler açıyor.

Referanslar

[1] Glucklich, Ariel. (2001). Sacred Pain: Hurting the Body for the Sake of the Soul. Oxford University Press. 

[2] Le Breton, David. (2019). Acının Antropolojisi. (Yerguz, İ. Çev.). Sel Yayıncılık.

Umran KEMİKLİ

Sosyoloji öğrencisi sinemasever. Önceleri boş zaman eğlencesi olarak gördüğü sinemanın  sosyolojik ve politik katmanlarını lisans döneminde keşfetti. Şimdilerde ise sinemayı hayata ve insana dair soruların sorulduğu ve cevaplandığı bir alan olarak görüyor. Hangi cevapların sahici olduğunu anlamaya çalışıyor ve Günce'de yazarak kendi cevaplarını arıyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  +  47  =  57

Bunlar da ilginizi çekebilir:
Kapalı
Başa dön tuşu