FİLM

Sınıfsal Hayaller

M. Manikandan tarafından yazılan ve yönetilen Kaakkaa Muttai (2015) isimli film gerçek bir hikâyeden esinlenerek oluşturulmuş bir çalışmadır. Yönetmen Manikandan röportajlarından birinde çocukları pizza istediğinde bunu karşılayamadığını ifade etmiştir.  Bu burukluğundan esinlenerek yeni bir hikâye oluşturmuş ve Hindistan’da gelir dağılımındaki eşitsizliğin boyutlarını ayrıntılı örneklerle ortaya koymuştur. 

Filmde Hindistan’ın banliyösünde zor koşullarda yaşayan Periya ve Kaaka isimli iki kardeşin, pizza alabilmek için sarfettikleri yoğun çabaları içeren bir hikâye anlatılıyor. Anlatılan bu hikâye çerçevesinde kapitalizm ve küreselleşme eleştirisi, kurumsal ve toplumsal yozlaşma, gelir eşitsizliği gibi sorunlar her mizansene yansımaktadır. Babaları hapiste olan bu iki çocuk maddi yetersizlikler nedeniyle okullarını bırakmış, topladıkları kömürleri satarak annelerine destek olmaktadır. Çocuklar oyun oynadıkları arazide bulunan büyük bir ağaçtaki karga yuvalarından bazen yumurta toplayıp içmektedir. Bu nedenle birbirlerine karga yumurtası lakabı takmışlardır. Kendilerini, büyük karga yumurtası ve küçük karga yumurtası olarak tanıtmaktadırlar.

Onların yaşadığı ev ve mahalle birinci derecede yoksul bir bölgede bulunmaktadır. Mizansendeki her detay, yoksunluğun şiddetini gözler önüne sermektedir. Bilindiği üzere Hindistan’da gelir dağılımı adaletsizliği oldukça fazladır. Nüfusun %10’u, gelirin %77’sine sahiptir. 2017 yılında elde edilen gelirin %73’ü en zengin %1’lik kesime pay edilmiştir.[1] 67 milyon Hindistanlı, nüfusun en fakir yarısı ise yalnızca servetlerinde %1’lik bir artış elde edebilmişlerdir. Filmde bu oranlar, günlük yaşamdaki tükettiğimiz temel bazı nesneler ile tasvir edilmiştir.

Film boyunca gözlemlenebilen gelir dağılımındaki adaletsizliği vurgulayan bazı noktalar şöyledir: Dar alanlara sığdırılmış evlerde banyo bulunmadığından sokak ortasında banyo yapılmaktadır. Tuvalet ile oturma alanları bir perde ile ayrılmıştır. Oturma alanı ise çok dar olup hem yemek pişirmek hem uyumak hem de oturma amaçlı kullanılmaktadır. Sokaklar da çok dar ve altyapı yatırımlarından mahrumdur. Evlerde su bulunmamaktadır. Mahalle sakinleri ancak karın tokluğuna çalışabilecekleri işler bulabilmektedir. Periya ve Kaaka giyecek ayakkabıları olmadığı için yalınayak dolaşmaktadır. Maddi olarak yoksun bırakılmalarının yanı sıra sosyal hizmetlerden de mahrum oldukları görülmektedir. Cenaze işlemlerine dahi bir kolaylık sağlanmamıştır. Belirli bir ücret ödemeleri gerekmektedir. Gelir eşitsizliğinin mekân ile detaylı anlatımının yanı sıra eşitsizliği sembolik olarak temsil eden bazı sahneler de bulunmaktadır. Örneğin, orta sınıf ve alt sınıf arasındaki eşitsizliği vurgulamak için bir sahne dizaynında her bir sınıf farklı seviyede konumlandırılmıştır. Orta sınıfa ait bir çocuk, evlerinin ön bahçesini çevreleyen demir parmaklıklar arasında Periya ve Kaaka ile sohbet etmektedir. Bahçenin seviyesi yol seviyesinden yüksek olduğundan, Periya ve Kaaka o çocuğa göre daha alt konumdadır. Bu sahnelerden birinde üst konumdaki çocuk kolunda bulunan pahalı bir markanın orijinal saatini onlara gösterir. Alt konumda bulunan Periya’nın kolundaki ise oyuncak ve kullanılmış bir saattir.

Periya ve Kaaka’nın yaşadıkları semtin yakınlarında, çocukların oyun oynadıkları araziyi, pizza dükkânı açmak isteyen bir yatırımcı satın alır ve arazideki asırlık ağacı kestirir. Anneanneleri karga yumurtaları için endişe eden torunlarını teskin etmek amacıyla, tapınağın oradaki ağaca gitmelerini önerir. Çocuklar onunda kesildiğini ve yerine beton bir sütunun dikildiğini söylerler. Sağlıklı bir toplum için insanların doğa ile kucaklaşmalarının önemi bilinmektedir. Çünkü doğadan uzakta, gürültü ve beton binalar arasında akan kent yaşamı, insanların fiziksel ve psikolojik olarak rahatlama ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır.[2] Bu nedenle sürdürülebilir şehir göstergeleri arasında yeşil alan oranı önemli bir yer tutmaktadır. Aynı zamanda şehirdeki karbon emisyonunun azaltılmasında yeşil alan belirleyici bir etmendir. Yönetmenin filmdeki yeşil alan tahribatına vurgusu bu bağlamda yapılan bilinçsizliği gözler önüne sermektedir. Üstelik arazi, tüketim odaklı bir yatırım amacıyla kullanılacaktır. Çocuklar için ağacın önemi bir açıdan karga yumurtası yiyebilme imkânı sunmasıdır. Bu yüzden ağacın kesilip devrildiği sahne birçok anlam içermektedir. Ülkedeki sistem, temel bir besin kaynağı olan yumurta alımını onlar için zorlaştırmış olmasının yanı sıra, bir de doğa aracılığı ile edindikleri nimeti ellerinden almaktadır. Ayrıca diğer bir anlamı ise yerele ait olanın yere serilmesidir. Çünkü araziye “McDonaldlaşma” sürecinin bir unsuru olan başka bir kültüre ait pizzacı dikilmektedir. George Ritzer’egöre Macdonaldlaşma, fastfood sektöründeki yönetim ilkelerinden hareketle Amerikan toplumunu ve diğer toplumları, bu ilkeler çerçevesinde dönüştürmektedir. Kültürlerin sahip olduğu anlam ve değerler açısından da dünyayı global bir köye dönüştürmeyi hedeflediğini vurgulamaktadır.[3]

Mahallelerine çok yakın bir konumdaki pizzacının açılışına Tamil yıldızı Silambarasan da katılır. Gecekondu mahallesinde yaşayan çocuklar için pizza yeni ve tanımadıkları bir şeydir. Açılış törenindeki kalabalık ve basının ilgisi, Silambarasan’ın varlığı, dağıtılan broşürler ve TV reklamları, onların merak duygusu ve taklit heveslerini kamçılar.  Periya ve Kaaka, her çocuk gibi merak duygusunun itici gücünün etkisiyle bu nesneyi tatmak isterler. Ancak içinde bulundukları koşullarda bu mümkün değildir. Çünkü yaklaşık 1 aylık kazançları ile bir pizza alabileceklerdir. Bu yeni tüketim uyaranına güdülenen Periya ve Kaaka, çevrelerindekilerle bu heyecan verici iç kıpırdanışlarını paylaşırlar. Onlara yardım etmek isteyen anneanneleri, broşürdeki pizza resmine bakarak pizza yapar. Ancak anneannenin yaptığı, bir görüntünün, elinde bulunan malzemenin ve kendi algısının yansımasıdır. Ortaya farklı ve aşina olmadıkları bir tat çıkmıştır. Gerçek pizzanın sadece kokusundan ve görüntüsünden haberdar Periya ve Kaaka, anneannenin pizzasını beğenmezler. Onun yaptığı pizzanın kokusunun farklı olduğunu ve hamurunun ise sert olduğunu belirtirler. Gerçek pizzanın hamurunun yumuşak olduğunu söylerler. Anneanne ise “bozuk hamurlar, yumuşak olur” diye cevap verir. Bu cevap Ritzer’in makalesinde geçen şu paragrafla hemen hemen aynı anlamı taşımaktadır: “Ünlü Fransız Şef Paul Bocuse, resmini bir afişte izin almadan kullandığı için McDonald’s kuruluşunu mahkemeye verir. Çok sinirlenen Bouse, nasıl olur da ben içindeki her şeyin yumuşak olduğu bu tatsız, kemiksiz yiyeceğe destek verirken görülebilirim diyordu”. Anneanne karakteri ve Şef Bocuse’nin ifadeleri kültürel algılama farklılıklarını ifade etmektedir. Yönetmen, McDonaldlaşma sürecinin kültürler arası farklılıkları ortadan kaldırdığı ve daha fazla aşinalığı dünya geneline yaydığı hipotezini görsel olarak anlatmaya çalışmaktadır. 

Filmin devamında, çocuklar bir arkadaşlarının yardımıyla depodan çaldıkları kömürleri satarak kısa sürede pizza parası biriktirirler. Hedefine ulaşmış çocuksu sevinci yansıtan gülüş ve neşe ile pizzacıya giderler. Ancak pizzacı onları içeri almaz çünkü kıyafetleri onların ait oldukları gelir grubunu göstermektedir. Yaşadıkları hayal kırıklığının etkisi uzun sürmez, merak dürtüsünün itici gücü ile bu kez de kıyafet almak için para biriktirmeye başlarlar. Tüm yoksunluk ve eksikliklere rağmen farklı çözümlere ulaşmaları ve çabaları onların ne kadar değerli birer cevher olduklarının da göstergesidir. Çünkü elbise parasını da biriktirirler. Periya ve Kaaka, yeni kıyafetler aldıktan sonra pizzacıya giderler. Ancak kapıdaki görevli onları tanır ve içeri almak istemez. Görevlilerden biri gelip, Periya’yı tokatlar. Tokatlama sahnesi medyaya düştükten sonra gelişmekte olan bir ülke olan Hindistan’da sistemin nasıl işlendiği sahneye yansır. Alt sınıfın mağduriyetini giderecek ve temsil edecek yatay-kuruluşların olmadığı görülmektedir. Medyada olay, küresel, sosyo-ekonomik vs. açılardan tartışılır, programlar düzenlenir. Bu tartışmalardan medya da kazançlı çıkar ve reytingler yükselir. Fakat medyadaki tepkileri yatıştırmak için bulunan çözüm geçicidir ve anlıktır, çünkü onların ekonomik ve sosyal yaşamları için uzun vadeye yansıyan bir yönü sözkonusu değildir. Çözüm olarak Periya ve Kaaka, pizzacıya davet edilir ve basın önünde onlara pizza ikram edilir. Çok merak ettikleri pizzayı yedikleri sahne oldukça anlamlıdır çünkü çocuklar pizzanın tadını beğenmezler ve anneannelerinin pizzalarının daha iyi olduğunu ifade ederler. Verdikleri bu cevap McDonaldlaşma sürecine rağmen Hindistan’a ait olan kültürel öğelerin kısmen bile olsa korunabileceği umudunu vermektedir. 

Bu film ile sınıf farklılıkların, hayalleri de sınıflandırdığı gerçeğini izleme imkânı vermiştir. Filmin son sahnesinde Periya ve Kaaka, yine yalınayak kömür toplamaktadırlar ve aynı imkânsızlıklar içerisinde yeni ve gecekondu mahallelerine ait hayallere odaklanmışlardır. Onların tükenmeyen ve coşkulu mücadeleleri sayesinde izleyici, Periya ve Kaaka’nın bu hayallerine de kavuşacaklarını düşünecektir.


[1] https://www.oxfam.org/en/india-extreme-inequality-numbers, erişim tarihi 21.07.2020

[2] Karataş A. ve Kılıç S.,   “Sürdürülebilir Kentsel Gelişme ve Yeşil Alanlar”,   SİYASAL: Journal of PoliticalSciences, 26(2): 53–78    

[3] Ritzer, G. “Küresel Dünya”, Ayrıntı Yayınları, 2011.

Fatma ZEREN

Tutkulu bir film izleyicisidir. Sinema ile ilişkili çeşitli atölyelere katılarak sinema sanatı hakkında kazanımlar elde etmeye çalışmıştır. BİSAV Senaryo Yazma Atölyesi’ndeki arkadaşlarıyla yaklaşık beş yıldır film izleme etkinliği yapmaktadır. Kendisi aynı zamanda Ekonometri alanında akademisyendir. Bu nedenle The Big Bang Theory isimli dizi favorileri arasındadır. Mekansal Ekonometri isimli kitabın yazarıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4  +  1  =  

Başa dön tuşu