<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	
	>
<channel>
	<title>
	Unutaydım Ölür Müydüm? yazısına yapılan yorumlar	</title>
	<atom:link href="https://guncesinema.com/unutaydim-olur-muydum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://guncesinema.com/unutaydim-olur-muydum/</link>
	<description>Çok yazarlı sinema incelemeleri sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Aug 2021 22:37:34 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>
		Yazar: Furkan		</title>
		<link>https://guncesinema.com/unutaydim-olur-muydum/#comment-65</link>

		<dc:creator><![CDATA[Furkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2021 21:17:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://guncesinema.com/?p=1577#comment-65</guid>

					<description><![CDATA[Hayattaki en büyük gerçeğin ölüm olduğunu unutmadan söylemeye çalışacağım. Öncelikle izlerken çok da kurcalamadığım ve fazlasıyla kanıksadığım bu &quot;travmayı hatırlamanın iyi olduğu&quot; fikri veya bu hatırlamanın bir amaç haline gelmesinin doğal olduğu düşüncesini öncelemenizi oldukça kıymetli buluyorum. Unutmamanın ve hatırda tutmanın hayat kurtarıcı olacağı düşüncesiyle yoğruldum en azından bir kaç senedir. Bunun olabildiğince kıymetli olduğunu düşündük sıra arkadaşlarımızla da hep. Unutmamak önemli bir meziyetti. Lakin sizin de söylediğiniz gibi unutmanın bir lütuf haline gelmesini de boşvermiyorum elbette. Yine de özellikle unuttuğumuz bir travmanın gerisinde neler bırakabileceğini düşünüyorum daha çok. Yüzleşmiş olmanın insanı güçlü kılan bir şey olduğunu ve her insanın en az bu kadar güçlü olmayı denemeye çalışmasını önemli görüyorum. Unutmadan yaşadığımız ama her seferinde yutkunarak hatırladığımız şeyler gibi ancak &quot;gerçeği&quot; tenimizde hissedersek &quot;iyileşebiliriz&quot; diye düşünüyorum. 

Diğer yandan bunun, seçimler dahilinde kişiyi, kişiliği, şahsiyeti oluşturduğu düşüncesini ve bunların yıkımının şahsiyeti silikleştireceğini belirtmeniz ne kadar yerinde olmuş. Beni etkileyen kısmın bu olduğunu söylemeliyim. Hayatta bulunduğumuz yer her zaman seçimlerimizle kazandıklarımızdan ibaret değil. En azından Nevra unutmayı seçmiş olmamalı. Bu seçim ona mı kalmıştı ki? Küçük zihinlerin olayları böylesine büyülü yok edişleri oluyor psikiyatri içerisinde. Bunu deşmek şahsiyete de müdahaledir diyebilirim yalnız artık, sözlerinizin ardından. 

Son olarak başta söylediğim sözün etkisiyle yani ölümle bitirmek istiyorum. Ölüyor olmanın en korkutucu yanı yaşamamaktan ziyade unutulmak diye düşünüyorum. Bir fanilik alameti gibi de görülebilir unutulmak. Lakin içimizdeki &quot;tanrı parçacığı&quot; yahut &quot;üflenen ruh&quot; unutulmaya direniyor gibi geliyor bana. Yani buradan çıkacağım yer, insanın unutmaya karşı direnç göstermesi en başta kendi doğasının gereği olabilir. Unutmamanın yahut hatırlamanın bize ne getirdiğine gelince tıkanıp kalıyor gibiyim. Daha mı iyi oluyorum? Sanırım hayır. Ama daha güçlü oluyor olabilirim. Buna değer diye düşünüyorum yine de. Nevra&#039;nın hatırlamasının karşılığı bir hiç olarak elimize düştü. Tek kazanç, biz seyircilerin &quot;şaşırmış yüzleri&quot; oluyor olmalı.

Kaleminize sağlık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayattaki en büyük gerçeğin ölüm olduğunu unutmadan söylemeye çalışacağım. Öncelikle izlerken çok da kurcalamadığım ve fazlasıyla kanıksadığım bu &#8220;travmayı hatırlamanın iyi olduğu&#8221; fikri veya bu hatırlamanın bir amaç haline gelmesinin doğal olduğu düşüncesini öncelemenizi oldukça kıymetli buluyorum. Unutmamanın ve hatırda tutmanın hayat kurtarıcı olacağı düşüncesiyle yoğruldum en azından bir kaç senedir. Bunun olabildiğince kıymetli olduğunu düşündük sıra arkadaşlarımızla da hep. Unutmamak önemli bir meziyetti. Lakin sizin de söylediğiniz gibi unutmanın bir lütuf haline gelmesini de boşvermiyorum elbette. Yine de özellikle unuttuğumuz bir travmanın gerisinde neler bırakabileceğini düşünüyorum daha çok. Yüzleşmiş olmanın insanı güçlü kılan bir şey olduğunu ve her insanın en az bu kadar güçlü olmayı denemeye çalışmasını önemli görüyorum. Unutmadan yaşadığımız ama her seferinde yutkunarak hatırladığımız şeyler gibi ancak &#8220;gerçeği&#8221; tenimizde hissedersek &#8220;iyileşebiliriz&#8221; diye düşünüyorum. </p>
<p>Diğer yandan bunun, seçimler dahilinde kişiyi, kişiliği, şahsiyeti oluşturduğu düşüncesini ve bunların yıkımının şahsiyeti silikleştireceğini belirtmeniz ne kadar yerinde olmuş. Beni etkileyen kısmın bu olduğunu söylemeliyim. Hayatta bulunduğumuz yer her zaman seçimlerimizle kazandıklarımızdan ibaret değil. En azından Nevra unutmayı seçmiş olmamalı. Bu seçim ona mı kalmıştı ki? Küçük zihinlerin olayları böylesine büyülü yok edişleri oluyor psikiyatri içerisinde. Bunu deşmek şahsiyete de müdahaledir diyebilirim yalnız artık, sözlerinizin ardından. </p>
<p>Son olarak başta söylediğim sözün etkisiyle yani ölümle bitirmek istiyorum. Ölüyor olmanın en korkutucu yanı yaşamamaktan ziyade unutulmak diye düşünüyorum. Bir fanilik alameti gibi de görülebilir unutulmak. Lakin içimizdeki &#8220;tanrı parçacığı&#8221; yahut &#8220;üflenen ruh&#8221; unutulmaya direniyor gibi geliyor bana. Yani buradan çıkacağım yer, insanın unutmaya karşı direnç göstermesi en başta kendi doğasının gereği olabilir. Unutmamanın yahut hatırlamanın bize ne getirdiğine gelince tıkanıp kalıyor gibiyim. Daha mı iyi oluyorum? Sanırım hayır. Ama daha güçlü oluyor olabilirim. Buna değer diye düşünüyorum yine de. Nevra&#8217;nın hatırlamasının karşılığı bir hiç olarak elimize düştü. Tek kazanç, biz seyircilerin &#8220;şaşırmış yüzleri&#8221; oluyor olmalı.</p>
<p>Kaleminize sağlık.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
	</channel>
</rss>
