FİLM

Yitirilen Yücelik

 

Tanel Toom’un yönettiği Truth and Justice (2019) isimli film Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü almıştır. Toom, hikâyesini hem sözlü epik anlatıyı (örneğin bir insanın hayatı ne ki orak karşısında saman) hem de görsel epik anlatıyı (örneğin kayın ağaçları, yılan) yoğun bir şekilde kullanarak izleyiciye duygu aktarımını gerçekleştirmiştir. 1870 yıllarında Estonya’da genç çift Andres ve Krööt borçla satın aldıkları Robert Rise isimli çiftliğe yerleşirler. Bataklığın yoğun olduğu bu çiftlik arazisini elverişli hale getirme mücadelesinde Andres karakterinin ailesi ve çevresi ile ilişkisi anlatılmaktadır. Bu anlatıda öne çıkan olay örgüsü komşu çiftçi Pearu ile Andres’in çekişmesidir. Filmin başlarında Pearu, yaptığı hile ve kötülüklerle filmin en baskın kötü karakteridir. Ancak ilerleyen sahnelerde bu kötü karakterin baskınlığı azalacaktır. Çünkü Andres’in yıllandıkça karakterinde ortaya çıkan tahakküm kurma, gücünü kötüye kullanma hasletleri ve hırsları izleyiciyi daha fazla rahatsız eder.

Andres’in kişiliğindeki bu dönüşüm, komşu çiftliğin sahibi Pearu ile çekişme sürecinde daha bariz gözlenir. Pearu, sınır komşuluğu nedeniyle Andres’e sıklıkla zorluk çıkarır. Örneğin birlikte kazdırdıkları hendeği kullanmasına izin vermez. Andres ise Pearu’nun sebep olduğu zorluklarla doğruluk ve adalet çizgisinde baş etmeye çalışır. Pearu’ya dava açar ve mahkemede yalnızca gözlemlerini aktarır. Ancak eşi Krööt’ün ölümünden sonra karakterindeki olumsuz yönler daha hızlı bir şekilde açığa çıkar. Andreas, komşusu Pearu gibi hile yapar ve intikam alma hissine yenik düşer. Burada yakın bağ kurduğunuz kişilerin yaşamınıza etkisinin önemi ortaya çıkıyor. Taluy ve Sunal (2012) bu etkiyi şöyle açıklamışlardır: “Yakın ilişki partnerleri bir heykeltıraş gibi birbirlerinin benliklerini etkileyerek, birbirlerinin davranışsal eğilimlerini kişilik özelliklerini, beceri ve değerlerini biçimlendirebilirler.” Krööt sıklıkla Andres’i uyararak (örneğin büyüklük sende kalsın, seni etkilemesine neden izin veriyorsun) onun olumsuz davranışlarını kısmen de olsa biçimlendirir. Bu husus, Krööt’ün cenaze sahnesinde dış ses Pearu’nun aşağıdaki ifadeleri ile şiirsel olarak ortaya koyulmuştur.

Şimdi bize ne olacak, 

Karın hep barışmamızı sağlardı

Çünkü ikimizden de daha iyi biriydi

Artık tartışırsak, kesin tartışırız

Bizlere güzel sözler söyleyip bizi barıştıracak biri yok artık

Sonra korktum, ikimiz için de korktum

Boka dadanan iki sinek gibiyiz.  

Bu sahne epik anlatımın zirve yaptığı bir sahnedir. İyi bir insanın dünyadan gidişinin filmin kötü karakterinin dış sesiyle anlatımı kayıp hissinin acısını izleyiciye geçirebiliyor. Andres eşinin ölümünden sonra öfkesini kontrol edemez. Üstün olma ve intikam alma isteği ona hükmetmeye başlar. Mesela komşusunun sarhoş ve bilinçsiz bir şekilde uyuyakaldığı arabasını kendi arazisine sürüklüyerek götürür ve daha sonra arazisine izinsiz girdiği gerekçesiyle ona dava açar.

Andres’in ölen eşi Krööt, empati düzeyi daha yüksek olması nedeniyle çalışanlarına karşı daha az talepkar ve daha naziktir. Yaşamda daha değerli olanın değer yaratmak (örneğin çocukların eğitimi) olduğunu farketmiş bu doğrultuda yaşamak istediğini eşine de sıklıkla ifade etmiştir. Her ne kadar duygularını ve düşüncelerini ifade edebilecek düzeyde bir özgüveni olsa da hassas ve diğergam mizacı nedeniyle eşine karşı direnç gösteremez. Eşinin mutluluğunu artırmak için onun arzularını, hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak adına çiftlik çalışanları kadar kendini yorar. Ancak Andres ile eşi arasında anlam-değer dünyaları açısından farklılıklar vardır. Andres, bu farklılıklara (eşinin duygu, düşünce ve beklentilerine) gerektiği kadar saygı göstermez. Günlük yaşamlarını daha çok Andres’in beklentilerini karşılama üzerine sürdürürler.

Toplumun bireyi istismar örnekleri dönemden döneme farklılık göstermektedir. İşte bu örneklerden biri de hikâyede dikkat çeker. Hikâyenin geçtiği dönemde erkek çocuk doğuran kadının öne çıkarılması ve değerli hissettirilmesi söz konusudur. Krööt, her hamilelik sürecinde bu baskıyı hisseder ve kızlarının doğumu sonrasında “çiftliğe varis yok” gibi yorumlar onu psikolojik olarak yorar ve tüketir. Bireyin çabasına bağlı olmayan tamamen başka faktörlere bağlı olan bu tür kalıp yargılar yüzünden bireyler iç dünyalarında birtakım problemler (depresyon, içe kapanıklık vs.) yaşayabilmektedirler. Krööt’ün erkek çocuğunun doğumundan sonra “oğlan tüm hayatımı çekti” şeklindeki ifadesi fiziksel ve ruhsal olarak sağlığının bu yüzden de bozulmuş olduğuna işaret etmektedir. Zaten erkek çocuğunun doğumundan sonra da vefat eder.

Andres ise daha çok başarılı olma ve hedefine ulaşma yönünde istikrarlı bir şekilde çaba sarf eder. Toprağını işleyip elverişli hale getirmeyi ve çocuklarına iyi bir mal varlığı bırakmayı önceliği haline getirir. Filmin sonlarına doğru oğlunun Andres ile diyaloğunda iş ve emeğin onun için daha öncelikli olduğunu, sevginin ise daha sonra geldiğini belirtir. Bunun yanısıra başkalarının duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını önemsemeyen, empati duygusu oldukça az olan bir kişilik yapısına sahip olduğu film boyunca gözlenir. Eşinin ölümünden hemen sonra, çocuklarına bakmak için çiftlik çalışanlarından Juss’un eşi Mari’nin evinde kalmasını ister ancak ilerleyen zamanlarda çocuklarının bakıcı problemini çözmez. Juss’a nezaketsizlik yapar ve Mari, uzun bir süre Andres’in evinde kalır. Bir eş olarak Juss’un onurunun kırılabileceği ihtimalini göz ardı eder. Andres’in çalışanları ile iletişim kopukluğu, Juss’un bu konu ile ilgili olarak kendini ifade edecek cesareti bulamamasından da anlaşılmaktadır. Aslında korku kültürüyle yerleşmiş olan hiyerarşik üstünlüğünü psikolojik şiddet aracı olarak kullanır ve güçlü olanın haklı olduğu algısı çerçevesinde hareket eder.

Juss öz yeterlilik, öz saygı ve öz değer kavramları açısından yoğun şekilde eksiklik hisseden bir karakter. Eşi Mari’nin, Andres’in eşinin ölümünden sonra onun evinde kalmasından hoşnut değil. Hem mizacı hem de konumu nedeniyle Andres’e bu duygusunu ve mağduriyetini ifade edemez. Kahvedekiler, bu durum yüzünden Juss ile alay ederler. Bunun üzerine Juss, yaklaşık 6 aydır evine gelemeyen eşinden Andres’in yanından ayrılmasını ister. Eşinin onun bu isteğini  en kısa sürede gerçekleştireceğini söylemesine rağmen teskin olamaz ve daha sonra isteğinin hemen yerine getirilmeyişi sebebiyle intihar eder. Bu intihar vakası, öz değer açısından eksiklik hissi ve partnerine karşı kaygılı bağlanma sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu etmenlerin yanı sıra bu sahne, toplumun bir bireyi intihara nasıl sürüklediğini gözler önüne serer. Çünkü bir bireyin çevresindeki yakın kişiler, o bireyin dünyadaki gelişimini büyük ölçüde etkilemektedir. Bireyin kendine inancını, kendi hakkındaki hislerini hatta bireyin hayallerini ve umutlarını gerçekleştirmesinde de etkilidirler (Levin ve Haller, 2017: 35). Öz değer eksikliği yaşayan Juss gibi bir birey, bu olumsuz hissinin toplum tarafından beslenmesi sonucu yaşamına son verir. Juss’un yaşadığı yoğun kaybetme kaygısı, kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür. Çünkü kendi varlığını yok ederek, onun bu korkusunun gerçekleşebileceği ortamı Andres ve Mari’ye sunar. Eşler arası sevgi-saygı ekseni ile kurulan sağlıklı ilişkilerdeki temel prensiplerden biri partnerinizin haberdar olması mümkün olmasa bile onun hoşlanmadığı bir şey yapmamaktır. Bu bağlamda sevdiklerini kaybeden bireylerin belirli bir süre yas tutmaları doğal olarak beklenir. Fakat hem Andres, hem de Mari eşlerinin ölümü üzerinden çok zaman geçmemiş olmasına rağmen arzu gücünü kontrol edemeyerek bir birlikteliğe yönelirler. Üstelik Mari, eşi Juss’un bu nedenle intihar ettiğini bildiği halde bu birlikteliğe gönüllü olur. Aynı şekilde Andres de hem eşine karşı hem de çalışanı Juss’a karşı bu bağlamda özensiz davranır.

Filmdeki ladin ve kayın ağaçları göstergebilim açısından değerlendirilebilir. Filmin sonlarına doğru nehirde bulunan ladin ağaçları ve filmin diğer sahnelerinde ladin ağacına yapılan vurgu, yaşamda kalıcı olana ve daha değerli olana (örneğin aileniz ve çevrenizle sağlıklı bir iletişim, yücelik gösterme vs.) zaman ayırmanın önemini ortaya koymak amacıyla kullanılmış olabilir. Yaşam yolculuğunda anne ve babanın sağlıklı bir birey yetiştirmek yolunda göstereceği çaba bu kalıcı tutumlardan biridir. Bu bağlamda çocuk yetiştirme sürecinde onların fiziksel, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının bir arada karşılanması gereklidir. Andres eşi Krööt’ün uyarılarına rağmen çocuklarına seçenek sunma yerine onlara kendi hayalindeki yaşamı dayatır. Çocuklarının duygu-düşünce ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak gibi bir gayreti olmadığından beraber geçirdikleri zaman sağlıklı bir ilişki için yeterli kalitede değildir. Örneğin kızları ile iletişimini çoğunlukla Mari aracılığıyla gerçekleştirir. Filmde bahsedilen sazlık ve kayın ağaçları ile ise de Andres’in çocuklarının ve çevresindekilerin fiziksel ihtiyaçlarına yoğunlaşıp, onların özerklik (kendi hedef ve hayallerini seçme), tutum, davranış ve kişisel onurlarına saygı, yakınlık, sevgi, şefkat gibi diğer ihtiyaçlarına gereken önemi vermeyişini temsil ettiği düşünülebilir. Bu tavır ve tutumları yüzünden Andres de çok derin hayal kırıklığına uğrar. Çünkü çocuklar büyüdüğünde kendilerini Robert Rise’a ait hissetmezler ve orada kalmak istemezler. Onlar bu karşılanmamış ihtiyaçlarının çaresizliğinden kendilerini kurtarmak için mutluluğu ve sevgiyi bulabildiklerine inandıkları başka yönlere meylederler. Andres’in olgunlaşması bu kayıp sonrasında başlar. Filmin son sahnelerinde nehrin içindeki kayın ağaçlarını değerlendirmek amacıyla çıkarması, bu farkındalığın sembolik bir anlatımı olarak düşünülebilir.

Filmde dikkat çeken önemli bir nokta da dindarlığın olumsuz bir temsiliyeti olan şekilselliği ortaya koyuyor olmasıdır. Bu durum rahibin Andres hakkında şu ifadesinde açığa çıkıyor: “Bence onun sorunu İncil, onu böyle yapan o. Basit bir adam Tanrı’nın sözlerini fazla okursa kalbi katılaşır. Tanrı’nın iyi olan sözleri de kötüye döner. Çünkü onlar insanların aklı için fazla güçlüdür. Güçlü alkol gibi, bir kez tadını aldın mı bir daha geriye dönemezsin. Artık umrunda olmaz. Aynı şekilde insanlar da güçlü sözlere alışır ve insanların söylediklerini umursamamaya başlar.” Aslında bu sonuç Şaban Ali Düzgün’ün ifadeleriyle “kutsal metnin ufkuyla, okuyanın ufkunun eşleşmemesi” nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Kutsal metinlerde ana değer olan insanın yaşam hakkının; adalet, eşitlik, merhamet, liyakat, saygı gibi ahlak temelli yan değerler çerçevesinde korunması gerektiğine sıklıkla vurgu yapılmaktadır.  Andres’in anlam ve değer dünyasını işte bu değerler donatmadığından Kutsal Kitap’ın ufkunu yakalayamaz. Ailesi, çalışanları ve sosyal çevresi ile iletişimini bu ahlak ilkeleri çerçevesinde oluşturamaz.  Bu sığlığı en güzel anlatan sahnelerden biri de şudur: Andres mutfağına giren Pearu’nun köpeğinin sosisleri yediğini görünce köpeğin üzerine sıcak su serper. Yönetmen bu sahneyi, Andres’in çocuklarına İncil okuduğu sahne sonrasında göstererek bu olumsuz temsiliyeti anlatmıştır.  Bir köpeğe bile merhamet etmeyen Andres’in yaptığı, ibadetinin (İncil’in okunması) şekilsel kalması ve onun Kutsal Kitap’ın gayb alemine ait anlamını anlayamamasının bir sonucudur. Komşusu Pearu da hayal kırıklığını “ben İncil okumadım, ama köpeğini de dövmedim” sözleriyle ifade eder.

Dinin bireyi dönüştürmedeki etkisini Nurettin Topçu şöyle ifade etmiştir: Din yalnızca bilgi kaynağı değil, ruh için kuvvet kaynağıdır ve iç hayatına düzen-değer sunucu bilgilerdir (Cihan, 2016). Topçu (2005: 31), bahsedilen bu ruhun kuvvetlenme sürecini şöyle ifade etmiştir: “Ruhu kuvvetli olmayanlar, kendilerine bir kötülük, bir hakaret yapılırsa bunu ellerinden gelen bir kötülükle karşılarlar. Ruhu kuvvetli olanlar ise, kendilerine yapılan fenalığı affeder ve bunu yapan insanı kötülüğünden kurtarmaya çalışırlar. İntikam almazlar, yapılan fenalığı iyilikle karşılarlar.” Rahibin, Andres’in komşusu Pearu ile mücadelesi hususunda “Adalet arayışı zihnini öfkeli ve kalbini katı yapar, yücelik istemelisin” şeklindeki sözleri bu ruhsal kuvvet kavramını çağrıştırmaktadır. Andres için din yalnızca bilgi kaynağıdır ve Andres’in bahsedilen ruhsal kuvvet düzeyinin düşük olduğu gözlenir. Çünkü hem kendisinin hem de ailesinin iç huzur, barış, düzen, uyum gibi manevi ihtiyaçlarını yeterli düzeyde karşılayamaz. Uzun yıllar boyunca komşusu Pearu ile çekişir ve çocuklarını böyle huzursuz bir ortamda yetiştirir. Çocuklarının Robert Rise’de kalmak istemeyişlerinin nedenlerinden biri de bu huzursuz ortamdır.

Andres’in hayat sahnesinde sundukları çerçevesinde Doğruluk ve Adalet filminin muteber bir yaşam için yapılmaması gerekenleri görsel olarak başarılı bir şekilde ortaya koyduğu söylenebilir.

KAYNAKLAR

Levine, A. ve H. Rachel (2017), “Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları”, Aganta Kitapevi.

Cihan, M. (2016), Nurettin Topçu Ve Ahlak Eğitimi,  A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 56, 1387-1398. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/712882

NEWS PDR, “Kalıpyargılar”, http://newspdr.com/yazarlar/psk-dan-mert-fatih-turanli/kalip-yargilar/158/

Kaya, N. (2019), “İyi Toplum Yoktur: Günlük Hayatta Toplumun Bireyi İstismar Biçimleri”, İthaki Yayınları. 

Topçu, N. (2005), “Ahlâk”, Dergâh Yayınları. 

Topçu, N. (2005), “Felsefe”, Dergâh Yayınları.

Fatma ZEREN

Tutkulu bir film izleyicisidir. Sinema ile ilişkili çeşitli atölyelere katılarak sinema sanatı hakkında kazanımlar elde etmeye çalışmıştır. BİSAV Senaryo Yazma Atölyesi’ndeki arkadaşlarıyla yaklaşık beş yıldır film izleme etkinliği yapmaktadır. Kendisi aynı zamanda Ekonometri alanında akademisyendir. Bu nedenle The Big Bang Theory isimli dizi favorileri arasındadır. Mekansal Ekonometri isimli kitabın yazarıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  +  7  =  10

Başa dön tuşu