FİLM

Müziğin Rengi

Alike (2015) daha çok “Grileşmek mi? Renklenmek mi? Yabancılaşmanın kıskacında bir animasyon film” olarak tanımlanıyor. Daniel Martinez Lara ve Rafa Cano Mendez tarafından hazırlanan kısa filmde, bir baba ve oğul ilişkisi üzerinden insanın kendisine yabancılaşmasından, bu yabancılaşmanın kişiye ve etrafındakilere etkisinden bahsediliyor. Görüntü akışının arkasındaki müzik ve sahnelerdeki renkler, bu yazı için baba ve oğul dışında dikkat edilmesi gereken hususlar.

Neden? Çünkü:

Öncelikle renklerden bahsedelim. Tonlamaya takılmayıp net bir renk ifade edeceksek çocuğun ten renginin “sarı” babanın ten renginin “mavi” olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında “yeşil” çimenler üzerine kurulmuş, “kırmızı” (kızıla çaldığını belirtelim ama tondan ziyade ana rengi düşünelim) yaprakları olan ağaç da önemli. Biraz bu renklerin dilinden bahsedelim. Sarı renk genellikle hareketli, düzen konusunda hassasiyeti çok olmayan ama sevecen ve iyi ilişkiler kurabilen, duygusallıktan ziyade hayal dünyasında yaşayan, mutlu olmak için ortam oluşturmaya çalışan, bu yüzden grup çalışmalarına kolay uyum sağlayabilen kişileri temsil eder. Bu özelliklerin hepsini filmin küçük kahramanında görmek mümkün. Disiplinli babası kitaplar arasında onun okul çantasını hazırlarken oradan oraya koşturması, babası okula bırakırken çevresiyle görsel temas kurması ve neşeli hareketleri, bir ağacın altında keman çalan adama dansıyla eşlik etmesi fark edilen ilk özellikleri.

Bunun yanında babasının iş masasına, kendisinin de okul sırasına oturduğu tutumlara bakılırsa:

Küçük kahraman, öğretmeninin yapmasını istediği çalışmaya başladığında harfleri kelebek, ev, çiçek gibi sembollerle karalar; bunların harf olduğunu görmek, anlamak mümkündür ama. Baba ise masasının üzerindeki çalışma dosyalarının üzerine dosyalar eklendikçe önünde biriken yığına bakar, iş fazlalığına canı sıkılır ama isyan etmez, sadece derin bir nefes alır. Çünkü mavi rengi olan baba, bu rengin temsil ettiği özelliklere sahiptir. Mavi renk mükemmeliyetçi, mantıklı hâl ve hareketler sergileyen insanları temsil eder. Babanın çalışma masasından anlaşıldığı kadarıyla düzenli olması, hâliyle de programlı olduğunun hissedilmesi bu rengin özelliklerini taşıdığını gösterir niteliktedir. Ayrıca saatle senkronize iş yapması dakikliğini, oğlunun ilgisi dağıldığında hemen toplamasını sağlaması da oto-kontrol mekanizmasının güçlü olduğunu ve çevresi üzerinde hakimiyet kurabildiğini gösterir.

Kahramanlarımızı renkleriyle birlikte genel hatlarıyla tanıdıktan sonra filmin akışına bakılırsa bir baba ve oğlunun evden çıkıp işe ve okula gittikleri görülür. Küçük kahraman her yola koyuluşta ve eve dönüşte enerjik hâlleri ile dikkat çekerken baba işe giderken güne hazır, dönüşte ise gücü tükenmiş bir şekildedir. Ta ki oğluna sarılına kadar. Baba her gün iş çıkışı solmaya başlayan renginin oğluna sarıldığı an yerine geldiğini fark eder. Bu yüzden gün boyu saate bakarak oğluna kavuşacağı ana odaklı çalışır, çalışır ve çalışır. Baba çalışırken oğlu da okulu kendince daha renkli ve hareketli yaşar, yaşar ve yaşar. Çünkü çocuk zihnini sınırlamaz, hayal gücünü kısıtlamaz, sıkıcı dersleri kendisine göre akıcı hâle getirir ve sarı rengini korur. Ta ki öğretmeninin artık bu hayalperest davranışlarından ötürü “dur” ihtarlarına dayanamaz hâle gelmesine, babasının resim ve müzikten ziyade derslerine öncelik vermesi gerektiği baskısına dayanamayana kadar.

Küçük çocuk bir gün okul çıkışı babasına eskisi gibi koşarak sarılmaz, yüzü asıktır. Baba, mavi renginin yerine gelmesi için oğlunu bağrına basarak sarılmak zorunda kalır. Bir gün ise çocuk babasına hiç sarılmaz, elindeki ödevini gösterir. Diğer öğrenciler gibi çiziktirdiği harfler vardır kağıtta. Baba oğlunun daha önce verdiği ödev kağıtlarını anımsar, renkli kalemlerle karalanmış, sembolik dili olan ödevlerin olduğu kağıtlar gözleri önünden geçer gider. Bir gün, bir gün, bir günler birikir ve baba da oğul da renklerini gittikçe kaybeder. Diğerlerinden farklı olan bir çocuk diğerleri gibi olmuştur çünkü. Baba bunu fark edince harekete geçer. Her gün yol kenarında bir ağacın altında keman çalan adamı taklit eden oğluna bu sahnenin iyi geleceğini düşünür ve o güne kadar kemancıdan uzaklaştırdığı oğlunu bu sefer kendi elleriyle onun yanına götürür. Bunu heyecanla karşılar çocuk ve ağacın altına koşarak gider. Lakin bu kez kemancı yerinde yoktur. Kırmızı yapraklar altındaki boşluk çocuğu iyice üzer, omuzlarını düşürerek tam gitmeye yeltenirken baba sahneye çıkar ve keman çalıyormuş gibi yapar. Babanın bu hareketi oğlunun çok hoşuna gider ve eskiden olduğu gibi babasına büyük heyecan ve şevkle sarılır. Artık herkes kendi rengine kavuşmuştur.

Bu sahneler izleyiciye ne söylüyor diye düşünülürse:

Aslında kemancının varlığı filmin başından itibaren çocuğun içindeki ritmi harekete geçiren etkenlerden biri. Çocuğun içindeki hayalleri de harekete geçirir müzik; müziğin rengi çocuğu harekete teşvik eden bir unsurdur. Müzik rengini kemancının üstündeki ağacın yapraklarından alır diye düşünülürse müziğin rengi kırmızı ama kiremit rengine çalan türden. Kırmızı renk liderdir, ortama hakim olmasını bilir, zor durumlara karşı başarı elde etmek onun işidir. Müzik ve kırmızı rengi özdeşleştirdiğimiz zaman küçük kahramanın etkilenmesinin zor olmadığı düşünülebilir. Eğlenceli bir ses insanı nasıl etkilemesin ve harekete geçirmesin ki? Müzik her insanda hem farklı hem de benzer duygu ve düşünceler uyandırabilir. Sesin, rengi anımsatmaması ya da hissettirmemesi tuhaf bir durum gibi görünmeli. İnsanın duygu durumuna göre ağzından çıkardığı ses seni, beni, onu aslında herkesi iyi ya da kötü etkilemiyor mu? Sevgi dolu ses pembe, umut dolu bir ses açık mavi, enerjik bir ses turuncu gibi.

Bu filmde renklerin ve müziğin sembol olduğu söylenebilir. Zira bu filmin karakter ve sahne yaratımlarında kullanılan renklerle anlatmak istediği şey kalıplaşmış bir sisteme ayak uydurmayan insanların daha yaratıcı davranışlar sergilediklerini göstermek. Çünkü insanlar robot değil, herkes aynı davranışı ve hayalleri yaşamak zorunda hiç değil. İnsanın hayallerini ve üretici taraflarını harekete geçiren istekleri öldüğü zaman geriye ne kalır ki: Donuk beyin/ler.

Betül SEZGİN

Denizli doğumlu. Öyküleri Post Öykü, Muhayyel, Türk Edebiyatı ve Mahalle Mektebi dergilerinde yayınlandı. Kitap ve film değerlendirmeleri, muhtelif yazıları ve yaptığı röportajlar çeşitli yayınlarda ve sitelerde yer aldı. Eğitimine İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Doktora Programı’nda devam ediyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  +  54  =  61

Bunlar da ilginizi çekebilir:
Kapalı
Başa dön tuşu