GÜNCELSİNEMAYA DAİR

Sınırlı Zamanda Sınırsız Anlatılar

Bu sene 9. kez düzenlenen Kısa’dan Hisse Film Festivali ile birlikte kısa film dünyasına ufak bir selam verelim istedik. Hatırlarsınız ki, Lumière Kardeşler’in 28 Aralık 1895 tarihinde “sinematograf” adını verdikleri aygıt ile Paris Capucines Bulvarı’ndaki Grand Café’de düzenledikleri ilk sinema gösteriminde izleyicilerin verdikleri tepki sinema tarihine damgasını vurmuştu. İlk gösterim sırasında trenin ekranda hareket etmesiyle izleyicilerin büyük bir heyecan ve korku ile kaçışmaları, sinemanın kitle üzerindeki dönüştürücü etkisini gözler önüne sermiş ve herkes için yeni bir dönemin başladığının habercisi olmuştu. Günümüzde ise sinema, CGI (Bilgisayar Destekli Görsel Efektler) teknolojisinin gelişimiyle bambaşka bir boyuta evrildi. Özellikle Avatar (2009) gibi filmlerde görülen hiper-realist dünyalara verdiğimiz minimal duygusal tepkiler, bize ait olduğunu iddia ettiğimiz duyguların bile sinemanın evrilmesiyle birlikte nasıl manipüle edilebildiğinin en net göstergesidir.

Öyleyse bu soruları sormak kaçınılmaz. Kısa filmlerden uzun metrajlı yapımlara geçiş bizi ne denli etkiledi? Ya da bizim bu filmlere yüklediğimiz anlamları?

David Lynch’in ilk kısa filmi olan Six Men Getting Sick (1967) deneysel bir animasyon filmi olarak dikkat çekmişti. Bu film 6 dakika boyunca projeksiyonlarla duvara yansıtılmış insanların kusma sahnelerini içeriyordu. Bazıları filmi izlerken gülme krizine girmiş bazılarıysa koşarak çıkmıştı.

Peki kısa filmler, büyük hayalleri olan genç sinemacılar için bir deney alanı mı yoksa zamanla yarışan (40 dakika ve daha az süre içerisinde tamamlanması beklenen) bu filmlerden çok daha fazla duyguyu bir çırpıda bize zerk etmesini mi bekliyoruz? Mesela, adına uzun metraj dediysek o filmin yönetmenine bazı imtiyazlar tanırız. Kahvesini yudumlayan bir adamın penceresinden gökyüzüne baktığı süreci yakın çekim planlarla uzatmaya hakkı vardır. Ya da durakta bekleyen bir kadının yorgun bekleyişine tanıklık edeceğimiz dakikalarımız olur. Bir ağacın altındaki bir adamın uzun uzadıya monologlarını dinlemeye vaktimiz de olur; hele bir Tarkovsky esinlenmesi sezersek hiç sorun etmeyiz. Peki, aynı sabrı ve aynı değeri kısa film yönetmenlerine verdiğimizi düşünebiliyor musunuz?

Festivalde Ahmet Uluçay’ın 1995 yapımı kısa filmi Minyatür Kosmos’ta Rüya, festival ekibi öğrencilerinin tekrar yorumlaması ve deneyimlerini aktarmasıyla karşımıza çıktı açılış günü. İzlerken fark ettim ki kısa film, sanatçının eseri üzerindeki etkisinin niteliğinden  en ufak bir şey eksiltmiyor. Bu daha çok küçük bir tuval üzerine koca bir aslanı sığdırmak gibi.

Aslında, bütün hikâyeler kısa başlar; onun ne kadar süreceğine biz karar veririz. Bazı hikâyelerse sonsuza gider; ona ise hikâyenin kaderi karar verir.

Tuğba KOCA

Yapımcılık, senaristlik ve kısa film eğitimlerinden sonra TRT 1'de sabah programı, Dünya Göçebe Oyunları gibi işlerin yapım ekibinde yer almıştır. Aynı zamanda kendi işletmesinde ticarî yaşamına devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

78  +    =  80

Bunlar da ilginizi çekebilir:
Kapalı
Başa dön tuşu