FİLM

Şair Jimmy’yi Kim Koruyacak?

Lisa, orta yaşlarında bir anaokulu öğretmenidir. Bir gün öğrencilerinden Jimmy’nin şair olduğunu keşfeder. O sıralarda şiir yazma derslerine katılan Lisa için bu, hayatının merkezine yerleşecek bir dizi olayın başlangıcıdır. Jimmy’yi destekleme ve koruma işinde yalnız kalır. Lisa için son çare Jimmy’yi kaçırmaktır. Film Lisa ve Jimmy’nin yollarının ayrılmasıyla sona erer.

Anaokulu Öğretmeni (2018), “Şiir nedir?”, “Sanat nedir?” gibi büyük soruların cevabını bir süredir unutmuş görünen günümüz insanı için ayrıksı bir film olarak göze çarpıyor. Film, bu konularda iddialı cevap veren bir yapıya bürünmek yerine, olan bitene ayna tutmakla yetinerek cevapsızlığımızı hatırlatıyor. Hatta baştaki iki soruyu ters çevirerek “şiir ne değildir?” ve “sanat ne değildir?” sorularına dair birkaç cevap verdiğini de söyleyebiliriz.  

Kökleri daha eskiye, felsefe tarihinin başlangıcında yaşanan kırılmalara dayansa da günümüz genel geçer sanatçı tipi; romantizm ve modernizm etkisiyle olgunlaşıp görünür hale gelmiştir. Bu tip, “özne”nin icadının ve kendinden menkul bir varoluşun etkisi altındadır. Öncelikle Anaokulu Öğretmeni filmini bahsi geçen sanatçı tipinin bir tür “hastalıklı” hale imkân tanıdığını göstermesi bakımından ele alalım. “Sanatçı”nın taşıdığı bazı özellikler Lisa ve Jimmy’nin adım adım böyle bir sona gitmesini mümkün kılmıştır.

Sanatçı farklıdır-özeldir-keşfedilmelidir: Lisa bir gün Jimmy’nin olağan hallerine benzemeyen bir tavırla ileri geri yürüyerek bir şiir söylediğini duyar. O ana kadar öğrencilerinden biri olarak gördüğü Jimmy böylece bir “dâhi şair”e dönüşür.

/sorular: Jimmy’nin şairliği, Lisa’nın keşfine mi bağlıdır? Hiç kimse hatta Jimmy’nin kendisi bile fark etmese ne değişirdi?  Bir şiir eğer adı konulmamışsa bir şekilde ortaya çıkmaya ve muhatabına ulaşmaya devam etmekten aciz midir?/

Sanatçı kırılgandır-korunması gerekir: Lisa, sırasıyla Jimmy’nin dadısı, amcası ve babası ile konuşur. Onları şairlik yeteneğinin kolayca yok olabilecek doğasına karşı uyarmaya ve Jimmy’ye daha özenli davranmaları için ikna etmeye çalışır.

/sorular: Jimmy, Lisa’nın bakışıyla şiir için hiç de uygun görülmeyen bir ortamda –anne babası ayrıdır ve dadısı ona bebek muamelesi yapmaktadır- şiir söyleyebilmeye başlamışsa kırılganlıktan söz etmek ne kadar doğru olabilir? Şair, dilin seçip koruduğu biriyken kim onu korumaktan bahsedebilir?/

Hayat, sanatı yok etmeye çalışır: Lisa, bir zamanlar sahip olduğu yeteneğin hayatın akışı içinde yok olup gittiğine inanmaktadır. Evliliği, çocukları ve eşi ile olan ilişkisi filmde bu yok oluşun izlerini taşıyacak şekilde işlenir. Jimmy ile ilgili en büyük korkusu onun da benzer bir kader yaşamasıdır.

/sorular: Hayat, her şeyi içine alan her şeyi mümkün kılan, besleyen olduğu halde sanatı yok etmeye çalışması nasıl mümkün olabilir? Hayatını yaşamayan, kendini sanatına adayan tipler neden idealize edilir? Hayat devam ederken baştaki tercihin farklı biçimlere bürünmesi, ilk niyete uygun devam etmemesi hınçla karşılanmak zorunda mıdır?/

Korunmayan yetenek kaybolur, bu bir düşüştür: Lisa, kendinin ve etrafındakilerin hayatını bir tür düşüş gibi algılamaktadır. Bu durumdan kurtulabilmek için şiir derslerine katılmakta, çocuklarını da kitap okumak, fotoğraf çekmek gibi faaliyetlere teşvik etmektedir.

/sorular: Düşüş neden kabullenilmez? Wim Wenders’ın düşmeyi tercih eden meleklerinin[1] bize hatırlattığı üzere yeni bir hikâyenin başlama şartı düşüş değil midir? /

Sanat sadece belli biçimler üzerinden açığa çıkar: Lisa, Jimmy’nin desteklenmesi ve bir şair olarak hayatına devam etmesi konusunda ısrarcıdır. Onu şiir çevresiyle tanıştırmak ister. Şiirlerini kaydedip bir kitap olarak basabilmek için Jimmy’yi kaçıracak kadar bu konuda kendinden emindir.

/sorular: Jimmy’nin sanatçılığı şiir söylemesiyle sınırlı mıdır? Bir sanatçı onu sanatçı kılan işle uğraşmıyorken kimdir? Jimmy’nin artık şiir söylemediği bir zaman geldiğinde sanatçılığı kaybolup gidecek midir yoksa başka bir biçimde varlığını devam mı ettirecektir?/

Belki burada şu cümleleri hatırlamak faydalı olabilir:

“İşte bu. Dayanak kırılmıştı ama bunda bir terslik yoktu. Yumurtalar kırılırdı. Cesaret kırılırdı. Dalgalar kırılırdı. Çark elbette kırılmıştı. Bu kadar güvenilir merkezli biri mükemmel cevaplarını dünyaya başka nasıl salabilirdi ki? Bazı şeyler sabit kalamayacak kadar doğruydu.” [2]

Bir sanatçı, zikredilen bu özelliklere sahip olduğunda ya da sanatçının bu özelliklere sahip olduğu düşünüldüğünde hikâyenin bir açmazla karşılaşması kaçınılmazdır. Lisa, çevresinden ve Jimmy’nin ailesinden istediği desteği alamadığında durumu kabullenemeyip çareyi Jimmy’yi kaçırmakta bulur. Bu noktada “korunması gereken” Jimmy’nin, durumu fark ederek kendini Lisa’dan kurtarması da – Lisa’yı banyoya kilitleyip polise telefon ederek- dikkate değer bir ayrıntıdır. Hikâye, bu noktaya kadar taraf tutmadan ve yargılamadan ilerliyor gibi görünmekte; ne sanatçı tipine dair söyledikleriyle bir eleştiride bulunduğunu ne de Lisa’nın çabasını desteklediğini ima etmektedir. Sanat ve sanatçı karşısında ne yapacağını bilemeyen günümüz insanının, Lisa’da vücut bulduğunu söyleyebiliriz. Fakat son sahnede polis arabasında yalnız kalan Jimmy’nin cevapsız sözü filmin de tüm bu kafa karışıklığından pay aldığına işaret etmektedir. Onu koruyabilecek ve şiirlerini kaydedebilecek tek insan olan Lisa yokken Jimmy’nin şiiri polis arabasında yalnız bırakılmıştır.

Film, “sanatçı” olma meselesini bir çocuk üzerinden anlatarak şiirin ve sanatın ancak “çocukluk hali” ile mümkünlüğünden yana tercih yapar. Fakat şiirle ve çocuklarla biraz meşgul olmuş bir bakışa filmde çocukluğun ele alınışı iğreti gelecektir. Dil ve çocuğun yeni bağ kurduğu bu yaşlarda şair çocuk-şair olmayan çocuk ayrımından söz etmek doğru değildir. Herhangi bir çocuğun sıradan cümleleri her an şiir olarak anlaşılmaya uygun taze bir olgunluğu taşımasıyla bizi irkiltir. Burada Jimmy’nin söylediği şiirler bir çocuğun şiirimsi dilinden çok uzaktır. Daha çok senaryo gereği bir yetişkin tarafından yazılıp da çocuğa söyletilen mısralar olarak anlaşılmaya müsait özellikler taşımaktadır. Başka bir hikâyede pekâlâ senaryo gereği müsamaha gösterilebilecek bu durum, çocuk bir şair söz konusu olduğunda filmin temellerini sarsacak bir faktöre dönüşür. Çünkü şiiri duyabilecek bir kulak, o anaokulunda sadece Jimmy’yi değil diğer çocukları da aynı hayretle dinleyecektir. Böyle bir dinleyişte ise keşfetmenin, korumaya çalışmanın, kaydetmenin gerekliliği söz konusu olmayacaktır.


[1] Wim Wenders, Der Himmel über Berlin (1987)

[2] Sessizliğin Müziği, Patrick Rothfuss, İthaki Yayınları

Zeynep KÖROĞLU

1985 yılında Yozgat’ta doğdu. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. İstanbul’da yaşıyor. Öğretmenlik yapıyor. Sinema, dizi, müzik ve şiirle ilgileniyor. Vaktinin büyük bir kısmını kelimelere yakından bakmaya ayırıyor.

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Yazınızı heyecanla okudum. Yönelttiğiniz sorular oldukça çarpıcı ve belki de böyle bir düşünme zeminine kapı araladığı için film kıymetli görünüyor. Fragmanını izlediğimde bana Gifted (2017) filmini hatırlatmıştı, öyle ki neredeyse bazı replikleri birebir aynı görünüyordu. Lâkin yazınızı okuduktan sonra Anaokulu Öğretmeni’nin konuyu sathî düzeyde bırakmayıp biraz daha derinleştirdiğini, sadece çocukluk ve yetenek arasında himaye meselesini ele almakla kalmayıp işin içine sanat boyutunu da katarak derinleştirdiğini anlıyorum. Filmin çabasını ise eleştirel gözle bir adım daha ileri götürerek ayrıca derinleştirmişsiniz. Bu sorular eşliğinde filmi seyretmek için sabırsızım.

  2. Papusza (2013), Paterson (2016), Shi (2010), Lazzaro Felice (2018) The Rider (2017) , Hidden Life (2019) filmleri hakkında da yazın lütfen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  +  5  =  10

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu