SİNEMAYA DAİR

Salgın Sürecinde Seyir Deneyimi

Beyaz perdede görsek bilim-kurgu kabul edeceğimiz bir filmin içindeymiş gibi bir süreçten geçiyoruz. 2020 yılının ilk beş ayına damga vuran, literatüre COVID-19 olarak geçen bu küresel salgının tam ortasında, hepimiz evde kendi küçük senaryolarımızı yazıyoruz. Dikkat çeken ise çoğumuzun ekran başında olması. Kimimiz gündemi takip etmek için kimimiz ise can sıkıntısını gidermek için dev ekrandan tutun cebimize sığanlara kadar pek çok ekranın karşısındayız. Bu kaynakları kontrol edenler için ise durum bazen bir fırsata bazen de bonkörlüğe varacak derecede cömert paylaşım imkânına dönüşebiliyor. Ben bu yazıda gözüme takılan seyirlik paylaşımlardan bir demet sunmak istiyorum. Bahsedeceğim içeriklerin muhtemelen bir kısmı, bu yazı okuyucuyla buluştuğunda artık ulaşılamıyor hâle gelmiş bile olabilir; ancak o zaman bu yazı da tarihe not düşülmüş bir anı olarak elimizde kalmış olur. Böylece neler geldi geçti, kısa bir göz atmış olabiliriz.

Başta da söylediğim gibi; evde kalmamızın herkes için en doğrusu olacağını öğrendiğimiz bu süreç içinde bir yayın bombardımanına maruz kalmış bulunuyoruz. Bazı kütüphaneler arşivlerini yayına açarken, ekranların tanıdık simaları da sosyal medya üzerinden canlı yayına devam ediyor. Öyle ki herhangi bir yayını kaçırmamak için bağlandığınızda aynı anda bir yığın başkasını kaçırma ihtimaliniz hayli yüksek. Kimi sınırlı süreli gösterimler ise yayına başladıkları anda izleyicisini ekranın başına talep ediyor. Eğer herhangi bir işle meşgul değilseniz bu mümkün olabilir belki. Ancak normal mesaisi devam eden yahut basit gündelik işlerle meşgul olmak zorunda olanlarımız ise süreçten hayli dışlanmış hissediyor olsa gerek.

Mart ayının ortalarında, pandemi riskinin Türkiye’ye ulaşmasıyla önlemlerin alınmaya başladığı haftadan itibaren sinema salonlarının kepenkleri indirdiğini söylememe gerek bile yoktur herhalde. Tam da o hafta uzun süredir beklediğim filmin vizyona girmesiyle salonların kapanması bir olunca salonun elimdeki mobil uygulamasında ne gibi güncellemeler yapıldığı merak konusu oldu benim için. Anlatayım: Öncelikle bizi salonların bir süre kapalı olacağına dair bir yazı karşıladı. İki hafta kadar vizyondaki filmler ve gelecek filmlerin afişleri hâlâ boy gösterirken sonrasında vizyondaki filmler sırra kadem bastı. Arkasından her nedense toplu hâlde değil de tek tek, gelecek filmlerin afişleri uygulamadan kalktı. Güncel durum ise mobil uygulamada sizi karşılayan bomboş bir ekran ve vizyona gireceklerden hâlâ kaldırılmamış iki-üç film. İster istemez beklediğimiz filmlerin tekrar gösterime girip girmeyeceğini düşünmeden edemiyoruz ya da bir daha gönül rahatlığıyla salonda film izleyip izleyemeyeceğimizi. Son zamanlarda ipin ucunu biraz da kaçırarak hareket eden, çekyat formunda, kutu şeklinde, sehpalı gibi çeşit çeşit koltuklarıyla seyir deneyimi sunan salonlara “sosyal mesafeli koltuk” da eklenir mi dersiniz?

Bununla birlikte evlerimizdeki seyir süreçlerimiz ise yukarıda bahsettiğim çevrimiçi gösterimlerle kuşatılmış durumda. Başta hepimize heyecan verici gelen arşivlerin ayağımıza getirilmesi fırsatından ne oranda yararlanabildik acaba diye sormadan edemiyor insan. Mesela SALT Galata, arşivindeki bazı belgeselleri sınırlı süre için seyirciye açtı. İngiltere’nin National Theatre Youtube kanalı, adeta bir filmden farksız oyun kayıtlarını her hafta izleyicisiyle buluşturuyor. Bu gösterimleri izleyebilmek için 24 saat süreniz var. Oyunlar gösterime açıldıktan sonra, 24 saat içerisinde herhangi müsait bir vaktinizde ekran başına geçerseniz izleme şansını yakalayabilirsiniz. Ancak aynı şeyi bizim İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Tiyatroları için söylemek mümkün değil. Şehir Tiyatroları da arşivlerini Youtube kanalı üzerinden gösterime açmakla beraber, sizi yayın esnasında ekran başına bekliyor ve sadece o anda ve sonraki birkaç saat içinde oyunu izleyebiliyorsunuz. Bu gösterimleri kaçırmamak için Youtube üzerinden kolaylıkla hatırlatıcı oluşturabilir, yayına açıldıkları anda bildirim alabilirsiniz.

Bu dönemde gösterime girmek için kendisine zor da olsa bir platform bulabilen sanat filmleri ise neyse ki bazı çevrimiçi dizi-film platformlarıyla anlaşarak belirli bir ücret karşılığında filmleri izleyicilere sunuyorlar. Örneğin Başka Sinema bazı filmler için MUBI ile anlaşarak bu yapımları seyirciyle buluşturdu. Buna ek olarak, mevcut koşullar sebebiyle iptal edilen film festivalleri de kendilerine bu tür platformlarda yer buldular. Benzer şekilde, çeşitli yapımcılar ve yönetmenler de çevrimiçi platformlar üzerinden sınırlı süre için filmlerini ücretsiz olarak ya da bağış karşılığında seyirciye sunuyor. Ancak bunları kulaktan kulağa duyarak yahut sosyal medya üzerinde rast gelerek yakalamak dışında pek şansımız yok gibi görünüyor.

Yazımı tasarlarken aslında okuyacak olanlara, gösterimleri kaçırmamaları için bir liste sunmayı hedefliyordum. Ancak süreç içinde durumun mahiyeti değişti. Gelinen noktada bu türden canlı gösterimlerin hepsinin listesini tutmak şöyle dursun; kaç tanesini gerçekten izleme fırsatımız oluyor onu bile kestiremez hâle geldiğimizi görüyoruz. Belli ki burada da bir an durup düşünmemizi gerektiren bir durum var. Ne zaman bir şey başımızı döndürecek hıza ulaşırsa, yani insan olan bizlerin üstüne çıkıp kontrolü ele alır gibi davranmaya başlarsa, tam da o noktada çerçevenin dışına çıkıp önemli sorular sormamız gerekiyor diye düşünüyorum. Geçenlerde sosyal medyada, üzerine talep etmediği kadar çok bilginin boca edilmesinden şikâyet eden bir serzenişe rast geldim ve duygularıma tercüman olduğunu hissettim bir anda. Belki de akışı çok da değişmeyen, iş yükü pek eksilmeyen günlük hayatlarımızda bu süreçte hep bir şeylere geç kalıyor, bir şeyleri kaçırıyor hissini hepimiz az çok paylaşıyoruzdur. Bu durumda önümüze serilen fırsatlar içinden bilinçli bir seçki yapmak belki de en doğrusu olur. Aşırı maruz kalmanın içeriğe nüfuz etmeyi zorlaştırması konusuna değinmiyorum bile. Zaten tüketime bir hayli alışık bünyelerimiz belki de bizleri sürekli olarak ekran başına çağıran –kaliteli de olsa- bu içeriklerle bir noktada araya şuurlu bir mesafe koymalı. Akıntıya kapılıp asıl durduğumuz yerden çok uzaklara savrulmadan süreci zihinsel açıdan da en sağlıklı biçimde atlatmaya bakmalı diye düşünüyorum. Öyle ya bu dönemde hızla yayılan tek virüs mikroskopla görülebilen değildir belki de.

Z. Nihan DOĞAN

1992 İstanbul doğumlu sinema araştırmacısı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra, Şehir Üniversitesi Kültürel Çalışmalar bölümünde yüksek lisansını tamamladı. 2018 yılında “Sinema Dergileri Üzerinden Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Sinema Kültürü İnşası (1923-1928): İşletme, Yıldızlar ve Seyirci” başlıklı tezini savundu. Aynı yıl girdiği Galatasaray Üniversitesi’nde Medya ve İletişim alanında doktora çalışmalarına halen devam ediyor. İlgi alanları arasında yerli sinema tartışmaları, tüketim kültürü, postkolonyal incelemeler ve göstergebilim yer alıyor. Klasik sanatları ve müzik araştırmalarını ilgiyle takip ediyor, kamera arkasında olmayı ve fotoğraf çekmeyi seviyor, yakın bir süreden beri Japonca öğreniyor. Sinema Güncesi’nde Uzakdoğu Sineması’nı, güncel popüler kültür araştırmalarını ve alandaki akademik çalışmaları takip ederek aktarmayı hedefliyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  +  87  =  90

Başa dön tuşu