SİNEMAYA DAİR

Uzak Bir Film Düşüncesinin İmkânı

Şöyle düşünün, hepimiz bir film setindeyiz.

Ne kadar süreceği bizim tarafımızdan belli olmayan bir vakit geçireceğiz bu sette. Film setinin sahibi setteki ömrümüzün ne kadar olacağı bilgisine sahip fakat bunu bize söylemeyecek çünkü film setinde çekilmesi muhtemel sahneler için her an hazır olmamız gerekiyor.

Setin her açıdan sahibi bir ve bu sahip tüm değişkenleri tek elden organize edebilme gücüne muktedir. Tabi ki sette yönetmen, yardımcı yönetmen, ses koordinatörü, kostümcü, görüntü yönetmeni, oyuncular, mekân, zaman vs. gibi işçiler var. Bu iş verilenlerden bir kısmının bir görüşü yok; olmayacak şekilde yaratılmışlar. Bir kısmı ise yetki sahibi; bazı kabiliyetlere sahipler ve bu varlık onların basiret üzere ilim yaparak elde ettikleri bir hak.

Bir sorumluluklar dağılımı var ve tüm bu sorumluluklar bir mekânda gerçekleşiyor.

Dağılımını yapan kudret film setindeki tüm değişkenleri ayarlarken oyuncu olan veya olmayan herkese küçük-büyük sorumluluklar dağıtıyor. Mesela yönetmenden belirli bir adalete göre set çalışanlarını organize etmesi bekleniyor. Yönetmen altında yer alan ekipten de yine belirli bir referansa göre emirleri yerine getirmesi bekleniyor. Tabi iş verilenlerin tamamının -film setinin sahibi hariç- sınırlı bir kapasitede olduğunu kabul etmeliyiz. Oyuncular meselesine gelirsek orada başrol oyuncusundan dublöre kadar bir yelpaze mevcut. Bir kelam bile etmeyecek olandan rolü kelam olmak olana kadar yapılan dağılım oyuncuların kapasitelerine göre pay edilmiş.

Ayakların baş olmaları, başların da ayak olmaları acayip olurdu, değil mi?

Film setini bir evren gibi düşünürsek oyunun oynandığı bir sahne, oluşturulmuş bir iç mekân var elbet. Hatta mekân içinde mekân var da diyebiliriz. Oyuna ne zaman dâhil olunacak ya da olunmayacak bu evrende bir süreçte karar veriliyor. Evet, sahnede oynanan oyunun bir yapım-çekim işi olması ve kameraların önü-ardı diye bir durumun varlığı söz konusu ama bu bizim sınırlı ufkumuzun bir lakırdısından ibaret… Ayrıca biz film setinin sahibine böyle dar bir bakış açısını atfedemeyiz. Sonuçta biz kimiz ki, dedik ya hepimiz bir setteyiz.

Peki bu sette sırası hiç gelmeyenler, sıradan hiç çıkmayanlar olabilir mi? Bir ömür boyunca tek bir rol kesmemek, kesememek.

Gelelim mekân meselesine, bu bizi en çok zorlayan iki meseleden birisidir.

“Kuş dağa konmuş, ne dağın bundan haberi olmuş ne de kuşun mânâsına yeni bir mânâ eklenmiş!” o misal.

Olmayacak ama hadi şuradan başlamaya çalışalım, mekân söze gelebilir bir şey midir? Neyi kast etmeye çalışıyoruz farkında mıyız? Film setinin sahneden oluştuğunu söylersek hakikate ne kadar yaklaşmış oluruz? Mekânın içinde var olan her şey adına düşünebilir miyiz? Mekân içinde var olan her şeyin o atmosferin varoluşunda bir payı var ise bu dağılım neye göre ve nasıl yapılmış olmalıdır? Burada mekân üstü dengeleyici bir kudretin varlığına ihtiyacımız var değil mi? O yüzden sahne veya kadraj önü-ardı, yönetmenin eli, sahnede olan-olmayan-olacak olan-asla olmayacak olanların var olduğu bir yer olmalı değil mi mekân? Ayrıca sorumluluklar çerçevesinde film setinin kendi evreninde bir görüşü dolayısıyla bir kabiliyeti olan er kişilerin test edildikleri bir düzlemin mekânından bahsetmeli değil miyiz? En sonunda film setinin sahibinin hayatın yaşanması için var ettiği yeryüzüne mekân demeliyiz diye düşünüyoruz. Ve mekân tasavvurumuzun, film setinden hemen sonra görülecek hesabın bir başka mekâna ulaştıran bir köprüsü olmasını hayal ediyor ve bekliyoruz.

Zaman ise sadece setin sahibinin ne olduğunu bildiği, film evreninin içinde kendince bir anlama ve tabiata sahip bir mahlûkattır diyerek bu bahsi kapatalım. Zira kulluğumuzun dibinde bir köpek misali dizel motorunun çalışma prensibini kavramaya çalışmak gibi bir çaba içindeyiz de asla ulaşamayacağımız bir menzilimiz var ve bu yokluk derinlemesine belli olacak diye korkuyoruz ki bu ne güzel bir korku.

Gördüğünüz gibi bildiklerimiz ne kadar az, bilmediklerimiz ise bu azlık paralelinde ne çok fakat bu en başta altını çizdiğimiz, hepimizin bir film setinde olduğumuz gerçeğini destekleyen bir yolculuk oldu, olsun.

Aziz GÖKTEPE

1985 yılında İzmir’de doğdu. Lisans öğrenimini Toplum Sağlığı alanında, yüksek lisansını ise Sağlık Yönetimi üzerine yaptı. 10 yıldır erişkin ve çocuk kalbi ile ilgili ileri bir görüntüleme yöntemi olan anjiyo işleminin yapıldığı bölümün sorumlusu olarak çalışmaktadır. Gözün önünde ve arkasındakiler hakkında düşünmeye, okumaya ve yazmaya çalışıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

23  +    =  28

Başa dön tuşu