FİLM

Hiç Var Olmayan Bir Çin Hakkında Temenniler

Kaplan ve Ejderha (2000) Filmi Üzerine

Doksanlar boyunca nitelikli dramlar yönetmiş olan Ang Lee’nin elinden çıkan bir dövüş filmi olan Kaplan ve Ejderha ana akım sinema diliyle çekilen tarihi bir dramanın ağırlığını taşırken, wuxia’yı (Çin edebiyatında var olan savaşçıların hikâyelerine odaklanan bir tür), aksiyonu hatta westerni bu dilin içerisinde hikâyeye uygun bir işlevsellikte kullanarak nitelikli bir birleşim ortaya çıkarır. Bu anlamda Kaplan ve Ejderha’yı post-modern bir klasik olarak görmek yanlış olmaz. Kendinden sonra gelen The Hero (2002), House of Flying Daggers (2004) gibi filmler de Kaplan ve Ejderha’nın izlediği bu yolu takip etmişlerdir. Asya Sineması’nın dünyaca da tanınan oyuncularını bir araya getiren Ang Lee, bu meşhur oyunculardan akılda kalıcı performanslar ortaya çıkarır. Sonuç olarak Batı’da da filmle birlikte verilmek istenen mesajlar karşılığını bulur ve film çekildiği yıl En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazanır.

Film başta Sergio Leone filmleri olmak üzere western türünün şablonlarını da kendi anlatmak istediği meselelere uygun şekilde kullanıyor.

Filmin hikâyesi, Zhang Ziyi’nin canlandırdığı evlilik hazırlığında olan genç ve güzel bir kız olan Jen’in çelişkileri üzerine kuruludur. Jen kendi ailesinin itibarı ve babasının kariyeri için güçlü bir ailenin çocuğu ile evlendirilmek istenmektedir. Lakin kendi halinde bir görüntü çizen bu genç ve güzel kızın çoğu kimselerin bilmediği özellikle geceleri ortaya çıkan gizli bir kimliği vardır.

Jen için soylu bir ailenin gelini olmak hiçbir anlam ifade etmemektedir. Onun istediği şey kitaplardaki ölümsüz kahramanlardan biri olabilmektir. Bu sebeple bir Wudan savaş sanatı ustası olan Li Mu Bai’in (Chow Yun-Fat) şehrin yöneticilerinden birine bağışlamış olduğu Yeşil Kader Kılıcı’nı bulunduğu yerden çalarak işe başlar.

Yeşil Kader Kılıcı bir çeşit makamı ve gücü temsil ediyor. Kimisi onu eline aldığında o makamı yükseltiyor. Kimiyse ona sahip olduğunda o makamın da seviyesini düşürüyor. Film boyunca Yeşil Kader Kılıcına layık olabilmenin altı çiziliyor.

Jen güçlü olduğunu düşündüğü için kendine fazlasıyla güvenir ve herkese karşı fütursuzca meydan okur. Film ilerledikçe Jen’in genç olmasına rağmen sahip olduğu güçlerle gerçekten de istediğini elde etmeye muktedir biri olduğu izleyiciye gösterilir. Özellikle dövüş sahnelerinde bu konu işlenir. Bu sahnelerin koreografisi tıpkı müzikalde olduğu gibi görsellik üzerinden bu argümanı izleyiciye hissettirecek şekilde tasarlanmıştır. Kill Bill (2003), The Matrix (1999) gibi dönemin önde gelen aksiyon filmlerinin koreografisinin arkasında imzası olan Yuen Woo-ping’in hazırladığı bu sahneler, tipik aksiyon sahnelerinin ötesinde filmin hikayesini de görsellik üzerinden olgunlaştırır.

Wuxia’ya alışık olmayan izleyicilere fazla gelebilecek olan, karakterlerin fizik kurallarına meydan okuyan hareketleri filmi eski masallara yaklaştırıp destansı köklere doğru çeker. Çekildiği tarihte filmi modern ve ilgi çekici kılan özelliklerden biri de yine filmin bu gerçeküstü fantastik tarafı ile ilgilidir. Karakterlerde var olan süperkahraman özellikleri dönemin sevdiği ve günümüzde de halen devam eden üstün insanlara, süper güçleri olan kahramanlara yönelik yoğun talebi de karşılar.

Michelle Yeoh’un canlandırdığı Yu Shu Lien geleneklere saygılı, olgun bir savaşçı iken, Jen çok güçlü olmasına rağmen toyluğunun getirdiği deneyimsizlikleriyle karşımıza çıkıyor. Tipik bir heyecanlı genç, temkinli usta karşılaşması.

Gelenekler Her Daim Korunmalı mıdır?

Jen’de gençliğin dizginlenmesi kolay olmayan gücü varken, o sırada şehirde bulunan dövüş sanatı ustası olan Yu Shu Lien (Michelle Yeoh) geleneklerin bir temsilcisidir ve üzerinde bunun olgunluğunu taşır. Lakin bu olgun ve aklıselim tarafı Jen’i durdurabilmeye yetmez. Jen gizli kimliğini oyunbaz hamlelerle Yu’dan saklarken iki karakterin detaylarının da farkına varırız. Örneğin Jen, Yeşil Kader Kılıcı’nı ilk defa eline aldığında rol yaparak “Ne kadar ağırmış” der. Yu ise onun numara yaptığını bilmediğinden “Alışık olmadığın için sana ağır gelmiştir” karşılığını verir.

Bu bölümde iki karakter arasında kurulan gelenek-modern çatışmasından başlayarak geleneklerin içinde var olan tutuculuğa yönelik eleştiriler Jen’in daha sonraki hikâyesinin de mantığını kurar. Bu engeller arttıkça tutucu ve gereksiz görülen bu kuralların mantığına dair düşünmek üzere izleyiciler olarak biz de davet ediliriz. Wudan savaş sanatlarının büyük savaşçısı Li Mu Bai şehre geri döndüğünde güç dengeleri de değişir. Li Mu Bai, Jen’in kimliğini öğrenemese de ondan Yeşil Kader Kılıcı’nı geri almayı başarır.  Filmin alt metinlerini oluşturan hikâyelerden birisi de Li Mu Bai ve Yu Shu Lien’in birbirlerine karşı olan hisleridir. Yu Shu Lien zorunluluklar dolayısıyla duygularına gem vurmayı öğrenmiştir. “Ben de özgür olmayı dilediğim gibi hareket edebilmeyi isterdim fakat bir kadın olarak geleneklere uymak zorundaydım” der. Onun Li Mu Bai’ya karşı olan hislerindeki coşkuyu bastırmasına dair vurgular da yine toplum tarafından üzerlerinde kurulmuş baskılara boyun eğmeleriyle ilgilidir. Nitekim Li Mu Bai ile her buluşmalarında ikisi arasındaki çekim ortada olmasına, birbirlerine karşı çok güçlü duygular hissetmelerine rağmen aralarındaki sıradan bir muhabbeti bile tamamlamalarına şartlar izin vermez. Buradaki alt metne göre bu şartlar, insanın kendi çıkarlarının üzerindeki sorumlulukları ve geleneklerdir. Toplumun birey karşısındaki öneminin altı çizildikçe Jen’in özgürleşme, bir birey olma yolundaki mücadelesinin argümanları da izleyici nezdinde haklılık kazanır. Buradaki kavramlar ve ideolojiler elbette toplumsal hatta ulusal bir takım meselelerin bireyler düzeyine indirgenmiş halleridir.

Li Mu Bai ve Yu Shu Lien aşkı geleneklere ve bunların getirdiği toplumsal baskılara kurban gidiyor. Aşk çok güçlü olsa dahi bundan daha önemli değerler vardırın altı çiziliyor.

Gerçek Kötüler ve O Erdemli İyi Savaşçılar

Kaplan ve Ejderha‘nın modern izleyiciye selam eden pek çok özelliği olsa da sonuç olarak klasik anlatı yapısına sadık olan film, katharsisi oldukça sıradan bir şekilde kullanır. Jen’in yaşadığı çelişki dışında kötüler gerçekten kötü, iyilerse gerçekten iyi olarak sunulur. Kötülüklerin odağındaki karakter Jen’in ailesinin evinde bir dadı olarak çalışan fakat gerçekte ikinci bir kimliği olan İhtiyar Tilki karakteridir. İyi karakterleri temsil edenlerse Li Mu Bai’ın başını çektiği savaşçılar grubudur. Jen onu yetiştiren ustası İhtiyar Tilki ile onu bu kötü yoldan alıkoymaya çalışan Li Mu Bai’ın arasında yolunu bulmaya çalışan, karmaşalarıyla insan doğasının girintilerini çıkıntılarını güzel yansıtan bir karakterdir.

İhtiyar Tilki filmde katıksız bir kötü karakter olarak yer alıyor.

İhtiyar Tilki’nin 10 yaşından beri Jen’i eğittiğini, Giang Hu’nun yeraltı dünyası ile ilgili bildiklerini Jen’e anlatarak onu büyülediğini ve onu bu şekilde etkisi altına almış olduğunu öğreniriz. İhtiyar Tilki bir nevi Kaplan ve Ejderha’nın Darth Sidious’udur. Genç çırağını kendi karanlık ideolojisi altında eğitir. Ona sürekli telkinlerde bulunmakta, akıl hocalığı yapmakta, gösteriş budalası politikacıların karısı olarak ömrünü tüketmemesi için öğüt vermektedir. Bu anlamda Jen karakterine de çelişkileriyle var olan bir Star Wars (1977) karakteri olan Anakin Skywalker benzetmesi yapmak yanlış olmaz.

İhtiyar Tilki’nin Li Mu Bai ile geçmişten gelen pek çok kapanmamış hesabı vardır. Zamanında Li Mu Bai’ın ustasının Wudan savaş sanatının sırlarını içeren Gizli El Kitabı’nı ondan çalmıştır. Li Mu Bai ve İhtiyar Tilki’nin filmde karşı karşıya geldikleri ikisinin de beklemediği yüzleşmede ortaya attıkları iddialara bakıldığında karakterlerin geçmişine ilişkin yeni bilgiler de ortaya çıkar.

Li Mu Bai, İhtiyar Tilki’yi hırsızlıkla suçlarken, İhtiyar Tilki ise Li Mu Bai’ın ustasını kendisinin öldürdüğünü itiraf eder. Ona göre Li Mu Bai’ın ustası yaptıklarıyla bu ölümü hak etmiştir. Bunun sebebini; kendisiyle yatmasına rağmen ona sanatını öğretmemesi ve kadınları hor görmesi olarak açıklar. Bir noktaya kadar kadınlara karşı olumsuz yaklaşımı sebebiyle İhtiyar Tilki’nin savlarının kendine göre belirli bir tutarlılığı olsa da bu argümanlar bir cinayet için gerekçe olabilecek yeterlilikten oldukça uzaktır. Yine İhtiyar Tilki’nin taktiklerindeki suikast, hırsızlık, adam zehirleme, arkadan vurma gibi namertçe özellikler onun gerçek bir kötü olduğunu belki biraz kör göze parmak sokar şekilde ortaya koymaktadır.

Aynı didaktik yaklaşım, büyük bir isyan duygusuyla dolu olan Jen’in öfkesini ona hitap etmeyen öğütler vererek onu etkilemeye çalışan Li Mu Bai’ın yaklaşımında da kendisini gösterir. Li Mu Bai, Jen’e “Yeteneğin var ama Wudan’ın Gizli El Kitapçığı’nı biraz yanlış anlamışsın”, “Senin gerçek bir ustaya ihtiyacın var” der. Jen tabi ki bu beylik öğütlere kulak asmaz. Bu sefer sözlü uyarıdan anlamadığı için Li Mu Bai onu gücünü kullanarak dizginlemeye çalışır. Her ne kadar Li Mu Bai’ya karşı gücü yetmese de, bu da Jen’in isyanını dindirmeye yetmez. Gençlik ateşinin bu çiğ fakat cesur tarafına Jen karakteri üzerinden açtığı alan belki de filmin en büyük artılarından biri. Böylelikle klişeleşen iyi kötü gerginliği bu noktada biraz muğlak hale gelip doğallığı arttırıyor ve filmi daha inandırıcı bir çizgiye çekiyor.

Li Mu Bai’a göre İhtiyar Tilki bile Jen’i bozabilmiş değil, onun kalbinde halen iyilik olduğunu hissediyor. Bu nedenle de eline fırsat geçmesine rağmen Jen’e zarar vermiyor. Hatta Wudan öğretisini almasını ve orada öğrenci olmasını istiyor. Her ne kadar Wudan’a kız öğrenci kabul edilmese de bunun bile bir çözümü bulunabileceğini düşünüyor. Jen dahi Li Mu Bai’ın neden kendisine bu denli yardım etmek istediğini anlayamazken, Li Mu Bai daha sonra Yu Shu Lien’e bunun sebebini “Kendi haline bırakılırsa onun zehirli bir ejdere döneceğinden korkuyorum.” diyerek açıkladığını görüyoruz. Bu dialogları Ang Lee’nin Çin’le ilgili bir önsezisi olarak da alabiliriz.

Hikayeyi Anlamlandıran Bir Geri Dönüş: Aşk Sorumluktur

Eşkıya kılıklı bir gencin şehre gelip gizlice Jen’in evine girdiğini görüyoruz. Ansızın gördüğünde Jen’in ne tepki vereceğini şaşırdığı bu kişi Jen’in gerçekten sevdiği adam olan  “Kara Bulut” lakaplı Lo’dur (Chen Chang). Bu noktada filmde bir geri dönüş yaşanıyor ve bu ikilinin nasıl tanıştıklarına şahit oluyoruz. Buna göre Jen’in babasının tayininin ardından şehre ilk geldikleri kervan yolculuğuna gidiyoruz. Kilometrelerce hiçbir şeyin olmadığı, uygarlığa uzak olan çöllerden geçen kervan yolda Kara Bulut’un yönettiği bir eşkıya grubunun saldırısına uğrar. Kara Bulut, Jen’i tuzağa düşürüp kaçırır. Jen kendisini, çaresizce içine düştüğü bu tutsaklık serüveninde  şahsi  özgürlük anlayışı ile arzuları arasında gidip gelen tercihler yapmak zorunda bulur.

Jen’in sözde esir hayatı sırasında yaşadığı egzotik aşk, ona hayatındaki öncelikleri düşünebilme fırsatını veriyor.

Burada dağların, kırsalın kendine özel dilinde ve kültüründe Jen kendi ruhunu yansıtan bazı değerlerin varlığını keşfeder. Filmde göçebe hayat şartlarıyla görselleştirilen bu yaşam, göçebe hayattan gelen kültürün kodlarına alışık olan bizler için de ufak bir sürpriz içerir. Nitekim Kara Bulut, Jen’e Türkçe aşk şarkıları söyler. Belli ki Kara Bulut karakteri ve onun yaşam şekli Çinlilerin yakından tanıdığı fakat onların yerleşik kültürlerine tezat oluşturan göçebe Türklerin özgür ruhlu hayatlarından esinlenilerek ortaya çıkarılmıştır.

Bu ıssız çölün ortasında Kara Bulut ile yaşadığı masalsı aşk macerası Jen’in yaşamında yeni bir sayfaya denk düşer. Çünkü asi Jen aşık olduğu zaman artık başka bir rolün içinde kendini bulur. Sonuçta aşk bağlılık demektir. Bu noktada Jen’i sorumluluklara bağlayan yolun taşları senaryoda ince ince örülmüştür. Onun özgürlük arayışına denk düşecek, heveslerine yaraşacak bu egzotik aşk macerası, bir birey olarak sonsuz bir özgürlüğe sahip olunamayacağını Jen’e göstermiştir.

Jen filmde göçebe hayatının sadeliğinin derinliğindeki anlamlardan etkilenmiş görünüyor fakat bu toz pembe hayallerin gerçekler karşısında uzun süre diri tutulamayacağını anlamamız uzun sürmüyor.

Kara Bulut’un hikâyenin orta yerinde aniden ortaya çıkışına geri döndüğümüzde, Jen’in işi iyice zorlaşmıştır. Bir tarafta İhtiyar Tilki’nin baskıları, diğer yanda onu bekleyen istemediği bir adamla yapacağı evlilik, Li Mu Bai ve Yu Shu Lien’in etrafındaki çemberi daraltmaları ve şimdi de Kara Bulut’un çöle geri dönmeye, orada mutlu olacaklarına dair yaptığı telkinler. Aynı anda pek çok kişi tarafından baskı altında olan Jen için aslında sevdiği adam olan Kara Bulut’un bu çağrısı bile bir zorlayıcı bir tehdit gibi gelir. Neticede aşka, evliliğe, toplumsal baskılara, iyi veya kötü olsun ona öğüt vermek ve onu yönlendirmek isteyen herkese, her şeye karşı kızgınlığı artar. En nihayetinde isyan duygularıyla hareket edip düğün arefesinde her şeyden uzaklaşmaya karar verir. Yeşil Kader Kılıcı’nı tekrar çalarak şehirden ayrılır.

Filmin ana kahramanı olan Jen’in düğünden kaçarak yollara revan oluşu filmin merkezini de değiştirir ve diğer kahramanlar da onun peşinden sürüklenir. Özellikle iyiliğin filmdeki örneği olarak çizilen erdem timsali Li Mu Bai ve Yu Shu Lien, yine kötülerin odağı olan İhtiyar Tilki, Jen’in üzerinde hâkimiyet sağlamak mücadelesi içerisinde onun peşine düşerler. Bu adeta Jen üzerinden yürüyen bir iyi-kötü çatışmasıdır. Film bu çatışmanın üzerinden yürüyen felsefi bir çözümlemeyle son bulur.

Maalesef filmde tarif edilen çatışmaya dair hakikatler anlamında klasik iyilik-kötülük nasihatlerinin ötesinde bir felsefi altyapıdan söz etmek güç. “Kalbin temizse her şey yolundadır”a varan bir mesajın hâkimiyeti söz konusu diyebiliriz. Özellikle Li Mu Bai’ın ağzından dünyadaki varlığımıza ve tercihlerimize dair hakikatler üzerine işittiğimiz didaktik çerçeve dışında çok boyutlu bir manevi bakışın derinliğini yakalamak pek de mümkün değil.

Bir Kahraman olarak Jen: Bedeli Ödenmemiş Ergen Cüreti

Yönetmen Ang Lee, Zhang Ziyi’nin porselen bebek bakışlarındaki donuk ifadesinde hem meleksi bakışları hem de şeytani olanları toplayabilen, bu iki arada rahatça gezinebilen mimiklerini başarıyla yakalayabilmiş.

Jen’in tek başına bir orduya meydan okuyan süper kahraman özellikleri filmin dünyasının mantığına saygı duyan izleyici için rahatsız edici gelmiyor.

Film boyunca bıçak sırtı bir konumlandırma üzerinden iyilik ve kötülük arasında gidip gelen, filmin iyi karakterleriyle sürekli düellolarını izlediğimiz Jen’in kendini mevzilendirdiği nokta acaba filmin sonu itibarı ile neresi olmalıdır? Birbirlerine bağlılıklarının arttığı dönemde Kara Bulut, Jen’e “Eğer kalbin temizse bütün dileklerin gerçek olur” mealinde bir hikâye anlatır.  Bu hikayenin mesajı filmin geri kalanında da örtülü olarak işlenmeye devam edecektir. Filmde bu noktadan sonra izleyici Jen’in hareketlerini değerlendirirken “Acaba gerçekten bu esnada Jen’in niyeti iyi miydi? Kalbi temiz miydi?” gibi soruları da düşünmeye başlar.

Jen’i bu anlamda Li Mu Bai aracılığıyla işaret edilen manevi seviyeden uzak tutan şey arzularının kıskacı içinde olmasıdır. Filmin başından beri sürekli el değiştiren, Jen’in çalarak kaçırdığı Yeşil Kader Kılıcı’nın aslında Li Mu Bai’ın altını çizmek istediği anlamdaki hakikatler karşısında hiçbir önemi yoktur. Bu durumu  Li Mu Bai, filmin son bölümüne doğru Jen ile olan düellosundan sonra kılıcı uçurumdan aşağıya fırlatarak göstermek ister fakat Jen halen temiz bir inancın değil, hırslarının esiridir. Bu nedenle kılıcın peşinden o da uçurumdan atlar ve hayatını tehlikeye atar. Kılıca karşı sevgisi ile sembolize edilen maddi hedeflere olan ilgisi Jen’in hırslarının kaynağındaki zafiyet ve eksiklik olarak betimlenir. Jen’in bir ordu insanı yenebilecek güçleri vardır fakat erdemli davranıp kendi hayatı için doğru tercihlerde bulunamaz. Ne yaptığının farkında olmadan ve isyankâr bir şekilde arzularının peşinden giderek gençliğini, güzelliğini ve gücünü çürütecek bir zehirlenme yaşayacaktır. Bu anlamda solan bir çiçektir Jen. Buna rağmen filmin sonu onun manevi olgunluğuna dair bir göz kırpmayla biter.

Uzak Doğu Dersleri

Filmde çeşitli kaynaklardan beslenerek kurulan çoğunlukla Çin’in geleneksel kültürüne selam eden etkileyici dünya adeta bir düşler evrenidir. Yönetmen Ang Lee buradaki dünyayı kurarken aslında hayal ettiği bazı mesajları verebilmeyi amaçlamıştır. Buna bağlı olarak filmdeki sembollerin ve diyalogların temsil ettiği değerlerin ardındaki ideolojik altyapı da önemli hale geliyor. Başta yıllarca yönetmenliğini yaptığı Hollywood dünyası olmakla beraber özellikle Amerikan kamuoyu, küresel anlamda bu sunumun ve tanıtımın yapılması icap eden diğer odaklar da yönetmenin hedefinde yer almış. Nitekim filmin uluslararası çapta almış olduğu ödüller ve eleştiriler yönetmenin bu anlamdaki hedeflerine ulaştığını gösteriyor. Filmin çekildiği dönemdeki konjonktürel dengelerin, o dönemin siyasi ortamının da şu anki dönemin aksine böylesine bir Çin propagandasını ve Çin’in yeniden doğuşunu kucaklamaya hazır olması da oldukça dikkat çekici.

Filmde kurulan dünya Ang Lee’nin vermeyi hedeflediği siyasi mesajların aktarılması için de uygun bir zemin hazırlanmasına hizmet ediyor.

Filmin dramatik yapısı ve hikayesi Batılı izleyicinin beklentilerini karşılamaya yönelik tercihlerle doldurulmuş. Yönetmen bir nevi hayalinde canlandırdığı ütopik bir Çin’in reklamını Batılılara anlatmaya çalışıyor diyebiliriz. Tabi ki buradaki hayalî Çin ile ilgili argümanlar, filmde anlatılan geçmiş dönemleri değil günümüzü ilgilendiriyor. Yönetmen tüm bu alt metinleri filme bilinçli olarak yerleştirmiş. Bu mesajları “uyuyan ejderhanın uyandığında neler yapması gerektiğine dair bir takım öğütler geçidi” olarak özetleyebiliriz.

Burada başta eğitim olmak üzere Ang Lee’ye göre Çin’in izlemesi gereken “erdemli yol”un ne olduğuyla ilgili ideolojik temsiller birey düzeyine indirgenmek suretiyle karakterler üzerinden işleniyor. Örneğin gerçek bir kötülük abidesi olarak çizilen İhtiyar Tilki’nin ağzından Öl ya da öldür, bu yer altı savaşçılarının yaşam şeklidir diyaloğunu işitiyoruz. İhtiyar Tilki ideal bir eğitim almamış, alamamış; daha yerinde bir tabirle ideal eğitimden mahrum bırakılmış bir karakter. Ang Lee bir anlamda kötü eğitimi eleştirirken İyi eğitilmiş bir Çin’in gelebileceği noktayı artık siz düşünün” demek istiyor.

Jen’in alması gereken doğru eğitim hakkındaki kaygılar aslında Çin’de yaşayan milyonlarca gencin alması temenni edilen ideal eğitimi temsil ediyor. Yönetmene göre bu eğitim sadece maddi bir eğitimden ibaret değil. Başta erdem olmak üzere bir takım manevi değerleri de içeren bir nitelik taşıyor.

İdeal bir toplumun oluşabilmesinin önemli sacayaklarından birisi de gençliğin heyecanını ve dinamizmini bilgelikle ve olgunlukla yönlendirebilmek. Yönetmene göre işte o zaman gerçek gücün ne demek olduğu ortaya konulabilecektir. Çin’in nüfusuyla, ekonomik gelişimiyle birlikte alacağı kararların küresel anlamda da tüm dünyayı etkileyecek mahiyette olduğu düşünüldüğünde filmde mesajların bir takım öngörüleri karşılamak, bunlara cevap vermek adına yerleştirildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunlardan birinde bilge biri olarak çizilen Efendi Te, şehrin valisi olan Yu’ya şehrin nasıl yönetileceğiyle ilgili şu tavsiyede bulunuyor: “Güçlü ama esnek olun yönetmenin kuralı budur.”

Yine bir sohbetleri esnasında Yu Shu Lien kendisine heyecanlı bir şekilde savaşçı olup, maceralara atılmak istediğini söyleyen Jen’e şavaşçılarla ilgili şunları söyler: “Savaşçıların da kuralları vardır. Dostluk, güven, dürüstlük. Eğer kurallar olmasa hayatta kalamazdık.”

Tüm bu metinleri temsil ettikleri siyasi anlamlarıyla birlikte okumak da mümkün. Yirmi yıl öncesinden yani filmin çekildiği tarihten bakıldığında belli ki Batılı kamuoyu için bu mesajlar Çin ile ilgili hoş temenniler olarak karşılanmış fakat bugünün ticaret ve teknoloji savaşlarının ortasında, Asyalı nefreti gibi kavramların sık sık gündeme geldiği bir ortamda çok daha farklı manalar taşıyor.

Mustafa Furkan ÖZREN

1985 yılında Adapazarı'nda dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans, Bahçeşehir Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nde ise yüksek lisans öğrenimi gördü. Yüksek lisans programından anlatı bilimi ve yapısal incelemeleri kullanarak "Ertem Eğilmez Sinemasında Karakterler ve Anlatım" başlıklı tezini yazarak mezun oldu. İstanbul'daki bir lisede okuyan gençlerin sorunlarına odaklanan Var Ama Yok: Bir Mektep Hikâyesi isimli romanı 2020 yılında yayınlandı. Halen roman çalışmalarına ve sinema üzerine yazmaya devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  +  17  =  24

Başa dön tuşu